6/10
·300 syf.··
2026 74. kitabı
Bazı kitaplar daha arka kapak yazısını okurken insanı öyle bir yakalıyor ki, beklentiyi arşa çıkarmamak elde değil. The Good Sister da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. ​Şöyle bir gözünüzün önüne getirin: Eşiyle kavga etmiş ve bir anda ortadan kaybolmuş, ikiz kardeşini arayan bir kadın, ucu dark web’e uzanan bağlantılar, sonsuz mutluluk vadeden o gizemli tarikat kafası ve Meksika ormanlarının derinliklerinde saklanmış ultra lüks bir wellness merkezi… Konu kağıt üstünde tek kelimeyle inanılmaz! Özellikle benim gibi psikolojik gerilimde o tekinsiz, karanlık atmosferleri ve akıl oyunlarını sevenler için bulunmaz Hint kumaşı. ​Ama gelin görün ki, o müthiş fikir uygulamada maalesef sınıfta kalmış. Hani tam gerilim tırmanıyor, "Tamam, şimdi olaylar patlayacak" diyorsunuz ya, hop, o balon anında sönüyor. Olaylar bir türlü o beklediğim derinliğe ulaşamadı, haliyle beni de içine çekmeyi başaramadı. Eğer psikolojik gerilim okurken şöyle sizi sarsacak, temposu hiç düşmeyecek ve finaliyle ters köşe yapacak bir atmosfer arıyorsanız, bu kitap maalesef biraz yüzeysel ve havada kalan bir deneyim yaşatıyor. ​Bu arada küçük bir detay da dikkatimi çekti; kitabın Goodreads’te puanı 4.12 şu an sadece 58 puanlaması ve 40 yorumu var. Açıkçası bu kadar az okunmuş olduğu için puanının biraz suni bir şekilde yüksek kaldığını düşünüyorum. Çünkü benim gibi gerilimde yüksek tempo ve sarsıcı finaller peşinde koşan okurların bu kitaba pek de yüksek puanlar cömertçe dağıtacağını sanmıyorum. Uzun lafın kısası; fikre bayıldığım ama işlenişini fazlasıyla ortalama bulduğum, "ah ne olabilirdi ama ne olmuş" dedirten bir kitap oldu benim için. Küçük bir güncelleme: Yorumu paylaşmadan önce kitabın Goodreads puanına tekrar göz attım; an itibarıyla 70 okuma ve 45 yorumla 4.01 puana ulaşmış. Ancak
The Good SisterBonnie Traymore · DP Books · 20262 okunma
Kaç ya da Kal
8/10
·220 syf.·
2025 31. kitabı
Emilie Pine, 1977 doğumlu İrlandalı yazar, aynı zamanda akademisyen ve edebiyat eleştirmenidir. Dublin’deki University College Dublin’de modern drama alanında profesör olarak görev yapıyor. Yazın kariyerine akademik yayınlarla başlayan Pine, kendine has üslubuyla 2018 yılında yayımladığı deneme kitabı "Kendime Notlar" ile büyük yankı uyandırmış. O kitabını da okumayı planlıyorum. "Kaç ya da Kal" romanı kadın bedeni, çocuk sahibi olamamak, aile içi travmalar ve bastırılmış deneyimler üzerine onun cesur kalemiyle ele alınmış, dikkat çekici bir eser. Pine, kişisel temalarını kurgu formunda işlemeyi başardığı, 2022’de yayımlanan bu ilk romanını bize çarpıcı ve akıcı bir dille sunuyor. Kitabını özellikle, kadınlık hallerinin, kimlik arayışının, farklı olmanın ve karakterlerin kendi içinde taşıdıkları acıların detaylı bir anlatısı üzerine kurduğu anlaşılıyor. Roman yalnızca bir gün içinde geçiyor, tıpkı James Joyce’un Ulysses adlı eseri gibi. "Bir gün" teması, sıradan bir güne yüklenen anlamla karakterlerin iç dünyasını ön plana çıkarıyor. Olaylar 7 Ekim pazartesi sabah 06.19’da başlıyor ve gece 01.15’te sona eriyor. Dublin’deyiz ama bu şehir, yalnızca fiziksel olarak bir arka plan değil, aynı zamanda karakterlerimizin içsel dünyalarının dışa vurulduğu bir yüzey. Kalabalık, karmaşa ve sessizlik şehirle birlikte karakterlerin duygusal geçişlerine adeta eşlik ediyor. Kişiler sık sık geçiş yapıyor, kimi bölümlerde Ruth’un zihni, kimi yerlerde Pen’in düşünceleri ön planda oluyor. Bazı karakterlerin bakış açılarından kısa bölümler de okuyoruz. Dolayısıyla karakterler arasındaki ilişkileri daha çok katmanla kavrama imkânı oluşturuyor. Bu bir günlük zaman aralığına karşın, metin, iç monologlar, geçmişi hatırlamalar ve düşünce akışları aracılığıyla karakterlerin hayatları hakkında iyi
Edebiyat
Kaç ya da KalEmilie Pine · Medusa Yayınları · 202469 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
En muhtasar tefsir
Puan vermedi·1920 syf.··
2025 1. kitabı
Bu incelemeye bazı ansiklopedik bilgiler ile başlamak yerinde olacaktır. Bu eser Celalüddin el-Mahalli (791-864) ve Celalüddin es- Suyuti (849-911) tarafından kaleme alındığı için Celaleyn tefsiri olarak bilinmektedir.  Her ne kadar tefsir olarak adlandırılsa da Batılı bir sınıflama ile tefsirli-meal kategorisine yerleştirebiliriz bu eseri. Oldukça muhtasar olan bu eserde hemen hemen hiç rivayet, dirayet konularına uzun uzun girilmemiş. Arapça dil bilgisine de bazı okunuş farklılıklarından kaynaklı anlam karmaşasını giderecek kadar ufak bir miktarda değinilmiştir sadece.  Müteşabih ayetlerin en meşhurlarından olan mukattaa harflerinin tefsirinde mesela ilk cild boyunca Celalüddin el-Mahalli, Allah (cc) bu ayetle ne murat ettiğini en iyi kendisi bilir diyerek konuya yaklaşımlarını da çok net ortaya koymuştur; herhangi bir açıklamaya girmeden öylece bırakmıştır.  Ayrıca nasih ve mensuh ayetler hakkındaki bilgiler de okuyucunun doğru hüküm üzerinde sabit kalmasını kolaylaştırıyor. Bu inceleme de kendime yarar sağlayacağını ümit ettiğim kişisel notlarımı tutacağım. Lakin olur da, birini müspet anlamda etkilerim de bu eseri okumak ister ise diye düşünerek önemli bir noktayı paylaşmam gerektiğine inanıyorum.Eserin Sağlam Yayınları'ndaki basımında maalesef bazı ayet meallerinin yeri karışmış durumda gözüküyor. Editörlük faaliyeti ile ilgili olduğunu düşündüğüm bu kabahat neticesinde örneğin Bakara suresinin 25-28. ayetleri Ahzab suresinin aynı sıradaki ayetleri ile karışmış gözüküyor ve buna benzer bazı bir kaç hata daha tespit ettim. Dolayısıyla okuyucu bu konuda biraz titiz davranarak bu karışıklığın üstesinden gelebilmektedir; ama dikkatli olunmalıdır. I. cilt kişisel notlarım  *Bakara 57. ayetin tefsirinde kudret helvası ve bıldırcının bir kenara azık olarak
Celaleyn Tefsiri (3 Cilt Takım)Kolektif · Sağlam Yayınevi · 201619 okunma
9/10
·480 syf.··
2024 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2024 01:45
Selamlar herkese Dün gece saat 01.45 sularında bitirmiş olduğum Martin Eden kitabı için bu incelemeyi ele alıyorum. Nereden başlayacağımı açıkcası bilememekteyim :)) . . Jack london'ın yarı otobiyografisi olarak adlandırılan bu eser gerçekten okunmaya değer bir kitap. Toplumun burjuvazi kesiminin sınırlarının olduğunu ,çıkar konusu mevzubahis olduğu konularda ise aynı konu için insan yönelimlerinin kişiye ,yere ve zamana göre nasıl farklı biçimlerde tepki aldığını iliklerimize kadar hissettiren Jack London, bu hissettirmeyi ana karakterimiz Martin Eden isimli işçi sınıfına mensup bir delikanlı üzerinden aktarmakta. Burjuvazi kesimine mensup Morris ailesinin kızına(Ruth) aşık olan Martin, Ruth'a olan aşkından dolayı kendini (tabiri caizse) yeniden yaratıyor. Bu yaratım, çok sancılı ve uzun bir süreci içerse de kahramanımızın kendisine olan inancı hariç çevresindeki çoğu insanların inancını kaybediyor. Ancak azim sahibi olan karakterimiz ,bize imkansız dahilinde görünen bazı şeylerin imkansız olmadığı, görüntünün aldatıcı olabileceğini iç hesaplaşma kisvesi adı altında biz okuyuculara sunmaktadır. Okurken çok keyif aldım ancak sonunun böyle bitmesini tahmin etmemiştim. Son satırları okurken okuma hızım yavaşladı ve bir an bitmesini gerçekten istemedim. Herkesin okuması gerektiğini savunuyorum. Çok güçlü bir hikaye ve bir insana uzanan elin kendisini ne kadar değiştirebileceğini adeta gözler önüne basiretli şekilde aktarmakta.
Alıntı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
öldükten sonra elbet millet gömüldüğüm çukurun üzerine bir taş daha diker
Puan vermedi·176 syf.··
2024 219. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2024 11:36
burada şu ana dek yazmış olduğum incelemeler arasındaki bu en uzun incelememi okuyan herkese şimdiden teşekkürler (ben olsam uzun demez okurdum. kendim yazdım diye demiyorum. valla. bak yemin ettim. lol.) okumuş olduğum bu kitap floridadaki ringling kolejinde mimarlık, sanat ve tasarım dersleri veren christopher s. wilson tarafından 'gelecekteki anıtkabirin ötesini tahmin edebilmek için geçmişteki anıtkabirin aydınlatılması' amacıyla/düşüncesiyle yazılmış. yazar bu amacını/düşüncesini kitabın hemen başında; ''bu kitap Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938) hakkında değildir - en azından doğrudan. Kitap Atatürk' ün Osmanlı kenti Selanik'te (günümüzde Yunanistan'a ait) doğumundan bahsetmediği gibi, gümrük memuru bir babanın oğlu olarak geçirdiği çocukluğu hakkında da değildir. Bu kitap Atatürk'ün Osmanlı İmparatorluğu ordusunda kariyerinin daha başlarında gösterdiği başarıya odak­lanmadığı gibi, imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı'nın ardından işgal edilmesi karşısında duyduğu hoşnutsuzluğu da anlatmıyor. Kitabın konusu ne Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı (1919-23) sırasında ve sonrasındaki liderliği, ne de onun Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı (1923-38) olarak gerçekleştirdiği laikleşme ve Batılılaşma yönündeki reformlarıdır. Son olarak, her ne kadar hikayemiz için girizgah işlevi görseler de, bu kitap Atatürk' ün son günleri ve ölümü hakkında da değildir.'' diyerek dile getirip kitabın içeriği, sınırı konusunda okuyucuya gerekli uyarıyı/açıklamayı yaparak başlar. Atatürk'ün mezar mimarisi üzerinden ulusal kimliğin inşasının ve oluşturulan/oluşturulmaya çalışılan bu inşanın sürdürülmesi konusunu yazar kitapta 7 ana 20 ara başlığa ayırarak okuyucuya anlatmaya çalışır. ben de hem kitabı daha doğru
Türk Tarihi
Anıtkabir'in Ötesi Atatürk'ün Mezar Mimarisi Ulusal Benliğin İnşası ve SürdürülmesiChristopher S. Wilson · Koç Üniversitesi Yayınları · 04 okunma
Puan vermedi·46 syf.··
2024 4. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2024 23:54
Dergi okumayı sever misiniz? Var mı takip ettiğiniz süreli yayınlar? En sevdiğim duyguların başında gelir bir şeyi en başından başlatıp sonuna kadar götürmek... Bir yazarın mesela, sırayla bütün kitaplarını okumak, sevdiğim bir diziyi ilk bölümden itibaren götürüp bitirmek... Ve aylık yayımlanan bir dergiyi takip etmek! Harika bir duygu yaşatır insana: Acaba sıradaki eserde, sayıda, bölümde neler olacak düşüncesi... Merak olağanüstü bir şey! 6'dan 66'ya - Sayı 01 (Ocak 2024) Henüz ilk sayısıyla karşımıza çıkan "Bir Ömre Sesleniş Dergisi" Her yaştan okura hitap eden, her ay farklı bir temayı ele alacak derginin bu ayki teması: "Korku" Korkularınız var mı? Ya da soruyu düzeltelim: En büyük korkunuz ne? Zirâ peygamberin bile korkularının olduğu dünyada korkmamak hangimizin elinde ki? "Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum." (Hûd 11/3) Hazreti Muhammed... Ve Hazreti Yakub'un korkusu Yusuf: “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.” (Yusuf 12/13) Öyle veya böyle korku hepimizin hayatında. Korkmamak mümkün değil ama korkularımıza farklı bir bakış açısıyla bakmak? Elbette mümkün! "Kaç kere sabah sizin üzerinize saldırdı? Kaç heves kursakta, kaç öfke yumrukta, kaç sevgi mazide kaldı?" (s. 3) Oldukça düşündüren sorular var eserde, aklınızı yoran, size hayatınızı sorgulatan: "Hayat nasıl sizin için? Zor mu? Yorucu mu? Kaygı verici mi yoksa? Ders çalışmaktan durup düşünmeye vakit yok mu, diyorsunuz ya da?" Ve oldukça kıymetli yazarlardan, şairlerden alıntılar: "İster zehir olsun, isterse şurup Beraber içelim tut ellerimden." Der mesela Abdurrahim Karakoç, sevmemek ne mümkün. Ansızın karşımıza çıkan Necip Fazıl Kısakürek'ten iki dize: "Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde, Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu sever de?" Farklı
E-dergiler
6'dan 66'ya - Sayı 01 (Ocak 2024)6'dan 66'ya Dergisi · 033 okunma