Insan her daim yaşadigi anı kiymetini bilmeliydi.Başımıza gelen her kötü şeyin bize öğretmek istediği bir amacı vardı.Bazen iyi bazen kötü .Bazen de,yaşamamak için ne kadar uğraşsa da o anı yaşardı insan..
Bin Muhteşem Güneş" bana çok dokunan bir kitaptı. Okurken yüreğim gerçekten sıkıştı. Sadece savaşın ortasında kalmış bir ülkeyi değil, orada kadın olmanın ne kadar zor olduğunu da iliklerine kadar hissettiriyor.Meryem ve Leyla... İkisi de ayrı ayrı kırılmış, ezilmiş, çok şey yaşamış kadınlar ama bir şekilde birbirlerine tutunarak yeniden ayağa kalkıyorlar. Başta düşman gibiler, sonra anne-kız gibi oluyorlar. Aralarındaki bağ o kadar gerçek, o kadar güçlü ki… Bir yerde artık sadece bir hikâye okumuyorsun, onların yaşadığını hissediyorsun.Kitap boyunca bir yandan öfke duyuyorsun, bir yandan hüzünleniyorsun. Ama en çok da şunu fark ediyorsun:İnsan her şeye rağmen sevgiyle iyileşebilir.Ve bazen bir kadın başka bir kadının kurtuluşu olur.Öyle edebi süslerle anlatılacak bir kitap değil bu, yaşanıyor gibi. Bitirdiğinde sadece güzel bir roman okumuş olmuyorsun; içinden bir şeyler kopmuş gibi hissediyorsun.Kısacası, acıyla örülmüş ama umutla kapanan bir hikâye.