Fatih'in saltanatın sonlarına gelindiğinde şehir yeniden canlanmıştı. Nüfus da 80 ile 100 bin arasına yükselmiştir. Harabe halindeki bir Başkent, yarım asırda yeniden çok dilli, çok dinli ve hareketli bir dünya imparatorluğunun merkezine dönüşmüştü.
"Cehennem lüzumsuz değil çok işler var ki; bütün kuvvetiyle 'yaşasın cehennem!' der, cennet dahi ucuz değildir, mühim fiyat ister." O fiyat ise kâinatı yaratan Zatı tanımak, O'nun emir ve yasaklarına uyarak nefis ve şeytanımızla mücâhede etmektir.
Bu aslında bir mantık
rüyasıydı. Aklımın, o yaşıma kadar içinden geçtiğim bütün cehennemleri, günde 100 kez hatırlamıyor olmamı bir mantığa sığdırma çabasıydı.
Hatırlamıyordum çünkü
hatırlamak istemiyordum. Hatırlamıyordum çünkü
hatırlamamaya yetecek gücüm vardı. Bu öyle bir güçtü ki geçmişim ve anılarım sadece bana itaat ediyordu.