15 Haziran 165. gün
"Anlamsızca konuşan gençlere Zeno şöyle demiştir: 'İki kulağımız ve tek bir ağzımızın olması, daha çok dinleyip daha az konuşabilmemiz içindir." Diogenes Laertius, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, 7.1.23
Sayfa 190
Alıntı
165. İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah' a eş ilahlar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenler ise Allah'ı daha çok severler. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah' a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. 166. O zaman kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşmışlar, azabı görmüşler ve nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. 167. (Kötülere) uyanlar şöyle diyecekler: "Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!" Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar. Bakara suresi
Sayfa 196 - Ensar vakfı yayınları (kitap)
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
162 Anlayış ve bilgiyi ulaştıran dildir İnsanı aydınlatan dilin değerini bil 163 Kişiyi dil yüceltir, mutluluk verir Kişiyi dil ucuzlatır, başım götürür 164 Dil aslan gibidir, eşikte yatar Dikkat etmezsen eğer başını yer 165 Dilinden çeken insan ne der işit Bu sözü kulağına küpe et 166 Bana çok çektirdi bu dilim Başım kesilmesin, keseyim dilim
Alıntı
En'am Suresi
164. De ki: "Allah, her şeyin Rabbi iken, hiç ben O'ndan başka Rab mi isterim?! Herkesin kazandığı ancak kendi boynuna geçer. Günah yüklenecek hiçbir kişi, başkasının günahını çekmez. Sonra hep dönüp Rabbinize varacaksınız. O zaman O, size görüş ayrılığına düştüğünüz gerçeği haber verecek. 165. O, odur ki, sizi yeryüzünün halifeleri yaptı ve bazınızı diğer bazınıza derecelerle üstüne çıkardı... Bunun hikmeti ise sizi, size verdiği şeylerde sınamaktır. Kuşku yok ki Rabbin, cezası çok hızlı olandır. Yine kuşku yok ki O, biricik bağışlayıcı, biricik merhamet edicidir.
Âyet-i Kerime meali
165-166-167
İttihat ve Terakkiyle gelen zulüm yağmurlarından ıslananların en başında otuz üç yıllık iktidarda kalan Abdülhamid Han olmuştu. Padişah tahtan indirilerek Selanik de panjurları bile kapalı bir köşke kapattılar. Oysa daha isyanın başında Ulu Hakanın baş tüfekçisi Arnavut Halil Bey, üzerlerine doğru gelen Hareket Ordusunu bastırmak için padisaha az mı dil dökmüstü, Ya Tahir Paşa... "Şevketlüm, bu gelenler derme çatma çapulcu güruhundan ibarettir ve 'Padişah kurtarmaya gidiyoruz!" diye kandırılmışlardır. İzin ver onları saray kuvvetlerinin en küçük birliğiyle karşılayıp darmadağın edeyim ve zincire vurup huzuruna getireyim." Ne çare ki kardeş kanı dökülmemesinde kararlı olan merhametli zât-ı şahaneye bir türlü söz geçirememişlerdi. "Hayır, Paşa ben nefsim için tek damla Müslüman kanının akmasına razı değilim." Ulu Hakan, şefkatle doluydu; karşısındakiler ise kinle... O, acımayı seçmişti; onlar savaşmayı. O, aftan yana tercihini kullandı; onlar kahırdan. O, niyetinde halisti; onlar ise ikiyüzlü ve sahtekar... Yüzyıldan fazladır hastalığı iyice ağırlaşan bir devleti otuz üç yıl boyunca ayakta tutmayı başaran Ulu Hakan'a acımamışlardı. Sadece ona değil koca bir imparatorluğu da un ufak etmişlerdi. Dünyaya sığmayan ela gözlü sultanı tek başına bir odaya hapsettiler. Saray ise çok geçmeden yağmalandı. Yağmalanan sadece mücevherler değildi tabi. Göz kamaştırıcı avizeler, gümüş şamdanlar, ceviz ve maun ağacından imal edilmiş koltuklar, çatal kaşık koleksiyonları, porselen tabaklar, kristal bardaklar, oyma işlemeli kapılar, altın vazolar, biblolar, en nadide perdeler, en değerli tablolar, en pahalı halılar hatta yastık yorganlara kadar çalınmadık bir şey kalmamıştı. Talan edilen koca imparatorluğun yanında bunlar devede kulak bile değildi. Ve bir gün konuşma fırsatı bulduğu
Tarih
"Allah bazılarını, bazılarından üstün yaratmıştır"
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 1. maddesi, "Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar" ifadesine yer vermektedir. Bu madde, insanların doğuştan hür ve haklar ba­kımından eşit olduğunu vurgulayarak, kimsenin diğerinden farklı ve özel yaratılmadığını ve dünyadaki idealin de yaradılıştaki bu eşitliği yaşama geçirmeye yönelik olması gerektiğini vurgulamaktadır. Zira eşitsizliği, doğuşta var olan bir yazgı olarak kabullenmek, eşitliği sağlamayı imkansızlaştıracaktır. Her şeyi Allahın yarattığını defalarca tekrarlayan Kur'an ise, yaradılıştaki farklılıkları, bir ayrıcalık olarak ifade etmekle, eşitsizliği olağan kabul etmektedir. En'am suresi 165. ayette, "Sizi yeryüzü­nün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde sizi denetlemek için, ki­minizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur" denilmektedir. Bu ayetin tefsiri, "Allah şerefte, akılda, malda, mevkide insanların bazı­larını diğer bazılarından üstün kılmıştır. Kimi güzel, kimi çirkin, kimi zeki, kimi bön, kiminin geçimi bol, kiminin dar, kiminin mevkii yük­sek vs." (Süleyman Ateş, Kur'an-ı Kerim Tefsiri, cilt 2, s.969) şek­linde yapılmıştır. Farklılıkların doğuştan var olan ayrıcalıklar ve Tanrısal iradenin kararı olarak kabulü halinde, insanın bu eşitsizliği değiştirmek yolundaki gayreti acaba Tanrısal iradeye karşı gelmek mi olacaktır?