• 152 syf.
    ·3 günde·6/10 puan
    Dikkat! Bu inceleme spoiler içerebilir!

    Eser; bir grup hayvanın, domuzlar önderliğinde ayaklanarak başlattığı ihtilâlinin sonucunda, kendilerini sömüren insanları devirip, eşitlikçiği esas alan bir toplum oluşturmalarını konu alır.
    Ancak ihtilâlin başını çeken domuzlar, iktidar hırsına bürünür ve esas alınan eşitlikçi toplum yapısına aykırı hareket ederek kendi diktatörlüklerini kurarlar.
    Gücünün farkında olmayan diğer hayvanlar ise bu diktatörlüğün altında her geçen gün daha fazla ezilmeye mahkûm olurlar..
    Kitap, her ne kadar ilgi çekici bir konu barındırsa da kurgu açısından oldukça zayıftı diyebilirim. Bu kanıya varmamda kitabı defalarca çok satanlar listesinde görüp beklentimi yükseltmem etkili olmuş olabilir.
    "Her şey kurgu mu?" dediğinizi duyar gibiyim. O hâlde cevap vereyim: "150 sayfalık bir kitap için yeterince alıntı yaptım. Ancak yaptığım alıntıların hayatımda anlam kazanabilmesi için sürekli hatırlayacağım, sağlam bir kurgu üzerine oturtulmaları gerekli diye düşünmüyorum."
    Bu sebeple; üzgünüm Orwell, Hayvan Çiftliği beklentimi karşılamadı. 1984'te tekrar görüşmek üzere..
  • 352 syf.
    ·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
    (Kıyısından köşesinden de olsa spoiler içerebilir!)
    1984; çok uzun zamandır zihnimin bir köşesinde bulunan fakat epey bir süre iyice kavrayabilmek için doğru zamanın gelmesini beklediğim, çok değer verdiğim bir eser.
    Şunu da eklemem gerekir ki eser, boş zamanınızı değerlendirmek için okuyabileceğiniz bir kitap olmaktan çok; kitabı okumak için zaman yaratmanız gereken üstünde düşünülesi pek çok unsur bulunduran bir kitaptır. Kitapta karamsar bir hava eserken hafiften politika kendini hissettirse de Orwell’ın kullandığı akıcı üslup sayesinde kitabı elinizden bırakamıyorsunuz ve bir solukta okuyuveriyorsunuz. Akıcı üslubunun yanında sahip olduğu ağır konunun yanı sıra dilinin süslü ve anlatımının ağdalı olmayışı okumayı daha anlaşılır kılıyor.
    Kitabı bu kadar ölümsüz kılan ise anlatılanların gerçekçiliğinden doğan etkileyiciliğinden kaynaklı kanımca. Orwell, bir yanda kendi dünyasını kurarken bir yandan da gerçeklerin acı yansımasını aksettirmiş satırlarına bu sayede sağlayabilmiş tarih perdesinin ön saflarında kalabilmeyi. En ilginci de kitabın yazılmasının üzerinden o kadar yıl geçmesine rağmen günümüzde hala kitapta verilen bazı korkunç olaylarla karşılaşmamız. Fakat kitabın evrenselliği ve kalıcılığı hakkında şuna da değinmek gerekir ki Orwell’ın olay örgüsünde kullandığı tiplemelerden yaşanan olaylara, kullanılan diyaloglara kadar her türlü unsur büyük bir başarıyla aktarılmış. Burada bahsettiğim diyalogların ve kurgunun etkileyiciliğine romandan birkaç alıntı ile örnek verebilirim. Örneğin, kitabın daha ilk sayfalarından “tele-ekran” kavramıyla tanışıyor, “BÜYÜK BİRADER’İN GÖZÜ ÜZERİNDE” yazısını okurken bütün kitap boyunca – ve hatta kitap bittikten sonra da- Büyük Birader’i iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bir diğer ilginç unsur ise romanda geçen Okyanusya’da Düşünce Polisinin olması. Düşünce polisinin varlığı ilk duyduğunuzda kulağa garip geliyor olsa da aslında günümüz dünyasında yaşadıklarımızdan pek de uzak değil. Hele hapishanelerde düşünce suçundan dolayı tutsak olan yüzlerce aydın insanı düşününce hiç yabancı gelmiyor. Kitabı okurken yazar neden böyle bir şey tercih etmiş acaba, diye sorguladığım bir şey de hükümete ait bakanlıkların isimleri ve görevleri arasındaki çelişki. Örneğin; Gerçek Bakanlığı halkı olan bitenler hakkında manipüle ediyor, hükümetin aleyhine olan her türlü şeyi saniyesinde olmamış gibi yapıyor. Barış Bakanlığı, savaşları düzenliyor, Sevgi Bakanlığı kanun hazırlıyor vs…
    Kitabı bütünüyle ele aldığımda beni en çok şaşırtan kısım son bölüm olmuştu. (Kitap bittikten sonra ne kadar olduğunu hatırlayamayacağım kadar bir süre tavanla bakışmıştık boş boş.) Orwell insanlığı çok iyi tanımış olsa gerek ki 2021 yılında, kitapta çizilen her türlü senaryoyu yaşıyoruz. Bu durumu kitapta geçen “Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Cahillik Güçtür” sözüyle anlatabilirim. Evet, belki bu biraz abartılı olabilir günümüz dünyasını izah etmek için fakat biz yaşamıyor muyuz düşünce özgürlüğümüzün kısıtlanmasını, haberlerin manipüle edilerek halka yansıtılmasını…
    Sözlerimi toparlamam gerekirse 1984 kitabını herkes okumalı ve okutmalı. İstisnasız herkese tavsiye edebileceğim bir kitap olan 1984, insanların ufkunu açıyor ve ısıtılan kurbağa deneyindeki gibi içinde bulunduğu ortamdan haberi olmayan insanlardan çok düne, bugüne ve yarına dair daha bilinçli bireyler olmamıza yardımcı oluyor. İnsanın gözünü gerçekten açıyor, aklımızla dalga geçildiğini fark ettiriyor ve sorgulamaya davet ediyor bizleri.
    Keyifli okumalar, sağlıklı günler...
  • 256 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10 puan
    George Orwell'ın Hayvan çiftliği ve 1984 kitaplarından sonra okuduğum üçüncü kitabı. George Bowling'in küçükken balık tutma arzusu onu kırk beş yaşındaki pazarlamacı haliyle yaşadığı Binfield kasabasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Gittiğinde hiç bir şeyin aynı olmadığını savaştan sonra ne kadar da çok şeyin değiştiğini fark ediyorm
    Hani bazen geçmişte küçüklük anılarımızda bize iyi gelen, mutlu hissettiğimiz yerler vardır. O zamanlarım sanki geri gelebileceğini tekrar o anlara dönebileceğimizi düşünürüz. Ama o zamanlar geride kalmıştır, o yerlere tekrar gitsek bile hem oralar değişmiştir hem de biz aynı kişi değilizdir. "Boğulmamak İçin" o anlara sığınabiliriz. Gidip görürsek eğer hiç bir şeyin anılardaki gibi kalmadığını, bizde ki yıkım daha büyük olabilir...
  • 152 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10 puan
    Sonunda beni çok heyecanlandıran 2. Orwell kitabı olan Hayvan Çiftliği kitabını nihayet temin edip okuyabildim.
    İngiltere’de Bay Jones ( Çar ıı. Nikolay) Beylik Çiftliğinin sahibidir, hayvanlarını ezen, zulmeden, çok çalıştırıp az yem veren, bazen yem vermeyi unutan, sömüren bir çiftçidir. Hayvanlar bir gün Bay Jones uyuduğunda Koca Reis lakaplı ( Karl Max) çiftlikteki saygın yaşlı erkek domuz tarafından kendilerini sömüren insanlara karşı bir Ayaklanma (Bolşevik Devrimi) planlamaktadır. Yönetimi ele geçirip daha eşitlikçi bir toplum oluşturmak niyetindedir. Bir kaç gün içerisinde devrim gerçekleşir fakat domuzlar hariç diğer hayvanların beklediği gibi gerçekleşmez. Kurnaz ve iktidar düşkünü domuzlar, devrimi yolundan saptırarak insanların yönetiminden neredeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurarlar. Domuzlar zekaları ve eğitimi ile yönetici sınıfı oluşturuyor, koyunlar sayıları ve cahilliği ile yönetilen halkın ezici çoğunluğu, atlar inekler tavuklar üreten işçi sınıfı, köpekler ise yönetimin kolluk kuvvetlerini temsil ediyor. Benim nitelendirmem bu şekilde. Domuzlar tüm hayvanlar için 7 kutsal emir yazarlar. Emirler çok basit ve anlaşılır bir şekildedir, insanlar gibi yaşanmayacak temeli altındadır, domuzlar iktidarını güçlendirdikçe emirlere itaatsizlik eylemi gösterir ve insanlar gibi yaşamaya başlar, Beylik Çiftliğin Malikanesi (Kremlin Saray’ı) nde yaşamaya başlar, diğer hayvanlar durumu fark edip 7 emirin yazılı olduğu duvara gidip emirlere baktıklarındaysa emirlerde küçük değişiklikler yapılmıştır, değişimi fark edip itiraz eden hayvanlara gerekli açıklamayı Squealer (Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’e çok benzettiğim, fakat kitapta napoleon propagandacası olan) yapar. Önder domuz Josef Stalin, Snowball Troçki, Domuzlar komitesi Halk komiseri, Mollie Rus burjuva, Moses Din adamları, Boxer, Clover sadık proletarya halk, önder domuzun koruyucuları ise KGB ajanları, Bay Frederick Adolf Hitler. Yel değirmeni savaşı ise ikinci dünya savaşı. Komşu çiftlik sahipleri ile önder domuzun evde parti verirlerken hallerinden çok memnun olmaları bana ikinci dünya savaşında Yalta konferansını hatırlattı. Tarihi çok sevmem ve ilgimden dolayı bu kitapta ki sınıflandırmayıda kendimce yaptım, ki benzer şekilde sınıflandırmalarda mevcut. 1984 incelememde dediğim gibi hikaye çok tanıdık geliyor Türkiye kokusu var :) fakat burası siyaset yeri olmadığı için hiç o konulara girmeyeceğim. Kitaplarla kalın. Saygılarımla...
  • 352 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10 puan
    Dikkat! Spoiler içerebilir.
         # BİTEN KİTAP #
    Kitabın Adı   :  1984
    Yazarı   :   George Orwell(1903-1950)
    Sayfa    : 350 sayfa
    Yayınevi : Can Yayınları
    Türü     :  Distopik Bilim kurgu roman

       1984, bilim kurgu roman özelliği ile birlikte aynı zamanda bir eleştiri kitabıdır. Günümüz kapitalist totaliter rejimlerinin insan hayatı üzerindeki etkileri ve yönetim  adına neleri yaptıkları/yapacakları eleştiriliyor. Orwell eleştirilerini sadece kapitalist sisteme değil, birçok yerde de Stalin donemi Rusya'sına (sosyalist- kollektivist sisteme) yöneltiyor.
        Orwell 1984'ü , 1948 de yazmıştır. Olaylar 1984 Okyanusya'sinda (günümüz Londrası) yaşanmaktadır. Roman kahramanımız Winston Smith'in  parti içindeki yazam tarzı ve Julia ile aşkı çerçevesinde kurgulanmıştır ve aşkları için yönetime isyan niteliği taşıyan davranışları...Gerisini siz değerli okurlara bırakıyorum.
        Bir okuyucu olarak , 70 yıl önceden kitabın nasil bir öngörüyle yazıldığına şaşıracaksınız. Kitapta yazılan birçok şeyin günümüz kapitalist sistemlerinde yaşandığını ve ülkemizdeki yönetime olan benzerliğini de şaşırarak ve ilgiyle okuyacaksınız.
        Okudukça sizi içine çeken kurgusu, muhteşem öngörüsü ile  mutlaka okunması gereken bir kitap olarak nitelendiriyorum 1984'ü.
    "Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıt."ve"Bütün zamanların kitabı "

       Sağlıcakla ve kitapla kalın.
          21.04.2020
  • 256 syf.
    ·41 günde·8/10 puan
    Asıl adı Eric artur blair olan yazarın okuduğum üçüncü kitabi. Bu da diğer kitapları gibi şaheser. Girişte biraz ağır giden kitap sonlara doğru mükemmel bir şekilde hızlı bitiriyor. Ama bana bu yazarın hangi kitabından baslama tavsiyesi isteseler bu kitap derim. Çünkü hayvan çiftliği ve 1984 eserlerinin ortalaması bir eser.

    Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
  • 352 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10 puan
    Dikkat Spoiler İçerebilir!

    Alegorik bir politik roman.

    Öyle bir dünya düzeni ki hiçbir yaşantı, hiçbir düşünce gizli kalamıyor. İnsanların tüm yaşantıları izleniyor. Yemek yerken, çalışırken, sokakta yürürken, banyodayken , uyurken hatta rüya görürken bile izleniyor ve her söylediğin kayıt altına alınıyor. Düşüncelerin bile özgür değil. Elindeki kitapta ve parada bile seni izleyen gözler var . Parti denen sistem/düzen tarafından izleniyorsunuz.

    Parti hem geçmişe, hem yaşanılan ana hakim, geleceği kontrol altına alma çabasında. Parti'nin yazılı yazısız bütün kurallarının yerine getirilmesi zorunlu. Aksinin yapılması ise suç. Parti'nin kurduğu düzene aykırı düşünmek bile suç. Düşünce Suçu. Partiye tüm duygu, düşünce ve hayatınızla bağlı olmak zorundasınız. Bilincinizi bir kenara bırakarak, düşünce gereksinimini bir kenara bırakarak sadece Parti için inanmak...

    Nefret, kin, sevgisizlik, güvensizlik üzerine kurulu; tüm duyguların yok edildiği, mekanik bir insan yaratmayı arzulayan bir iktidar. Aile yapısının tamamen yok edildiği, anne baba ve çocukların birbirinden koparıldığı, cinselliğin sadece Partiye üye üretmeye yarayan bir yöntem olduğunu belirten bir yönetim.

    Parti " iki kere ikinin beş ettiğini" söylese bile bundan şüphe etmeyecek, Parti'nin buyruğu olduğu için kabul edeceksiniz.

    Tek amacı insanların hem bedenine ve aklına hem de tüm yaşantısına hükmetmek olan bir Parti.

    Parti'nin buyruklarına karşı gelmenin sonucu er ya da geç işkencelerle, acılarla dolu bir ölüm yolu.

    Yazar hem diliyle, hem üslubu ile harika bir politik eser ortaya koymuş. Hayvan Çiftliği eserinden sonra bu kitabını da severek ve beğenerek okudum.

    En beğendiğim cümlesi ise " Karanlığın var olmadığı yerde buluşacağız " cümlesiydi.

    Okunması mutlaka tavsiye edilir..