India’s cities are likewise growing at an astounding rate. The nation’s capital, Delhi, grew from 2.85 million in 1965 to 30 million in 2020. The city grows by roughly 700,000 inhabitants per year and is estimated to grow to 43 million by 2035. India’s minister for housing and urban affairs claims that in order to keep up with the growth, “between now and 2030, we need to build something like 700 to 900 million square meters of urban space every year, which means one Chicago every year.”
2:43
Görüldüğü gibi rekatların anlaşılma adresi toplu uygulamadır, herhangi bir Kuran-dışı metin (hadis veya ilmihal kitabı) değildir.
Sayfa 417 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Boşansaydınız,” dedim, “o kadar cesaretin yok muydu?” “Sende var mı o cesaret?” dedi. Sesi buz gibiydi. Acının insan ruhuna yayılması için ne kadar zaman geçtiğini o anda anladım. 1, 2, 3, 4… Bende de yoktu o cesaret… 8, 9, 10… Hiç olmadı… 12,13… Ayrılma kararını veren Melek oldu… 16, 17, 18… Ayrılmak istedi, beni ikna etmeye çalıştı, gözyaşlarıma göğüs gerdi, benimle ağladı, daha önce boşanmış olan arkadaşlarıyla yemeğe çıkmamı sağladı, yayınevinden benim için izin aldı, tatile çıkmam için baskı yaptı, ailesiyle konuştu, avukat ayarladı, boşanma terapistinin seans ücretlerini ödedi… 32, 33, 34… en sonunda bir not bırakıp gitti… 41, 42, 43… ve bitti… 50. Elli saniyelik bir şeydi.
Alıntı
Bakara Sûresi 1
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir. Bakara 2 اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ Onlar ki gaybde(gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar. 3 وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesinlikle iman ederler. 4 اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır! 5 يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız. 21 اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ O (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile Allah’a eşler koşmayın. 22
(43) وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ Güldüren de ağlatan da O'dur. (necm/43) âyet-i celilesinde "tıbak" sanatı vardır. Çünkü birbirine zıt olan "güldüren" ile "ağlatan" ve "öldüren" ile dirilten" kelimeleri bir cümlede birlikte kullanılmıştır.
Hz. Musa’nın muhatap olduğu kurulu düzen ve statükocu yapının başında tanrısal hususiyetler yüklenmiş hatta kendisini “bizzat” tanrı olarak gören politik bir idareci vardı. Bu yönüyle Hz. Musa’nın tecrübesi Nemrud örneğinde olduğu gibi, öldüren ve dirilten tanrısallık kudretine öykünmüş idareci bağlamında Hz. İbrahim’in tecrübesine benzemektedir. Nitekim “Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişinin haline bir baksana! İbrahim ona: ‘Benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır’ deyince o ‘Ben de yaşatır ve öldürürüm’ dedi. Bunun üzerine İbrahim: ‘İşte Allah güneşi doğudan doğduruyor, haydi sen de batıdan doğdur bakalım!’ der demez kâfir donakaldı. Zaten Allah zalimleri hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz” (Bakara, 2/258) ayetinde olduğu gibi, firavunun da Hz. Musa karşısında halkına “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim” (Nâzi’ât, 79/24) diye seslenişi bütünüyle benzeşmektedir. Ancak örneğin İslam’ın zuhuru döneminde Hz. Muhammed’in Mekke’de muhatap aldığı zihin daha farklıdır. Mekkeli müşriklere “Andolsun, onlara ‘gökleri ve yeri kim yarattı’ diye sorsan elbette ‘onları kudretli hükümran olan, her şeyi bilen Allah yarattı” diyecekler (Zuhruf, 43/9). Zira onlar şirklerini, kendilerini Allah’ya daha çok yakınlaştırdığına inanarak putları şefaatçi saymaları olarak açıklamışlardır (Zümer, 39/3). Dolayısıyla Mekkeli müşrikler arasında bir şahsın politik bir idareci olarak Nemrud ya da firavunlar gibi ulûhiyet iddiasında olduğuna rastlamıyoruz. Ancak elbette firavun kendisinin kâinatı var eden yüce bir yaratıcı olduğunu iddia etmiyordu ancak onun iddiası, kendisinin kâinatın yaratıcısının yeryüzündeki tezahürü olduğuydu. Bu nedenle firavunluk ideolojisi, idarecinin tanrısal yetkiye ortak olması ya da bu yetkiyi yeryüzü
Din