“Sakın ümidini kesenlerden olma.” (Hicr Sûresi, 55. Âyet)
Destek Yayınları
Din
1946'da, King David Hotel'deki İngiliz Genel Karargahı dinamitlenip en az 90 kişinin ölmesi ve onlarca kişinin yaralanması üzerine İngiltere bu bölgeden çıkmaya iyiden iyiye karar verdi. Bu amaçla 2 Nisan 1947 tarihinde sorunu Birleşmiş Milletlere götürdü. BM Genel Kurulu, iki haftalık müzakerelerden sonra, Filistin meselesine bir çözüm bulması için özel bir komisyon kurdu. Ancak İngiltere'nin bu girişiminin ardından, Mısır ve Irak 21 Nisan'da, Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan ise 22 Nisan'da Birleşmiş Milletler'e başvurarak, Genel Kurul gündemine, "Filistin'in bağımsızlığının ilanı" maddesinin konulmasını istediler. Filistin Komisyonu, 16 Haziran-24 Temmuz tarihleri arasında Filistin'de yaptığ incelemelerden sonra, Ağustos ayında raporunu yayınladı. Bu raporda komisyon, oy birliğiyle, Filistin'in bağımsızlığını teklif ediyordu. Ancak bağımsızlığın ne şekilde olacağı yönünde iki farklı görüş vardı. Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hollanda, Peru, İsveç ve Uruguay'ın desteklediği çoğunluk teklifine göre, Filistin Araplarla Yahudiler arasında taksim edilmeli ve iki ayrı bağımsız devlet kurulmalı, Kudüs şehri ise milletlerarası statüye sahip olmalıydı. Hindistan, Yugoslavya ve İran tarafından desteklenen azınlık teklifine göreyse, Filistin, Yahudi ve Arap devletlerinden meydana gelen "federal" bir devlet olmalıydı. Yahudiler çoğunluk planını, Araplar ise azınlık planını tuttular. Çünkü Araplara göre, azınlık planı veya teklifi, Filistin'in toprak bütünlüğünü korumaktaydı. 27 Kasım 1947'de, Filistin Komisyonu'nun çoğunluk teklifi benimsendi ve 13 aleyhe ve 10 çekimsere karşı, 33 oyla Filistin'in Araplarla Yahudiler arasında taksimine karar verildi. Fakat karara göre, Filistin'de kurulacak Yahudi ve Arap devletleri arasında bir ekonomik birlik kurulacak ve Kutsal Kudüs
Sayfa 113
Reklam
Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı seçildiği 2. Meclis'te toplam 287 milletvekili vardır. Ancak oylamaya yalnızca 158'i katılır ve Mustafa Kemal bu 158 kişinin oyuyla, yani %55'in oyuyla Cumhurbaşkanı seçilir.
Bugün Türkiye'de doğan bir çocuk, ortalama 5.800 dolar borç ile dünyaya geliyor; yani doğarken bile sıfırdan baş­layamıyoruz. En zengin % 1, 1 dünyadaki servetin neredeyse yarısına sahipken, alt kesimde yer alan %55'lik çoğunluğun servetten aldığı pay yalnızca %1,3. Ülkemizde de durum pek farklı değil elbette; en zengin %1 'lik kesim, servetin %39,5'ine, en zengin %5, %59,2'sine ve en zengin %10 ise neredeyse servetin %70'ine sahip.
Sayfa 33 - Kronik Kitap
1960 sonrasının Kürt sürgünleri
1 Haziran 1960'ta MBK, doğu ve güneydoğu illerinde mukim toprak ağalarından, aşiret reislerinden, şeyhlerden ve Kürt milliyetçisi olarak yaftalanmış aydınlardan oluşan 485 kişiyi tutuklatarak Sivas-Kabakyazı'da kurulan açık bir kampa topladı. Sürülenler arasında günümüzde bir süre AKP içinde siyaset yapan Dergir Mir Mehmet Fırat'ın dedesi Zeynel Turanlı, Alevi liderlerinden Prof. Dr. İzzettin Doğan'ın babası Hasan Doğan, Sedat Bucak'ın babası Hakkı Bucak ile amcası Mehmet Bucak, o yıllarda yeraltında faaliyette bulunan Barzani sempatizanı Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) lideri Faik Bucak, THKO davasının savcısı Baki Tuğ'un babası, Şeyh Said'in oğulları, Van'daki Buruki aşiretinin lideri Kartal ailesinin fertleri, Hakkari'deki Ertuşi aşiretinin önderleri, Diyarbakır'daki Ensarioğulları'na mensup kişiler ve Said Nursi'nin müridlerinden 22 kişi bulunmaktaydı. Kampa sürgün edilen kişilerin bütün mal varlığına el konuldu. Kampta bulunanlardan 55'i, çıkarılan bir kanuna göre seçilerek Batı illerinde zorunlu ikamete mecbur tutuldular. Seçilenlerin sürülmesi ile "Doğu'daki feodal düzenin ortadan kaldırılacağı, ağalık, şeyhlik gibi Ortaçağ kalıntısı müesseselerin yok olacağı" umuluyordu. 21 Kasım 1960'ta sürgünlerden 193'ü tahliye edildi. Kalanlar 9 ay daha Sivas kampında kaldıktan sonra, 2,5 yıl süreyle çeşitli illere dağıtıldılar. Ancak sürgünler, aralarından özel olarak seçilen 55 kişi de dahil olmak üzere, 1963 Ekim'inde çıkan af kanunu kapsamına alınarak serbest kaldılar.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Tarih
Alexander Parvüs ve Lenin 1916 yılında iktidara doğru yürürken, bu şekilde Lenin ve Parvüs,bankerlerden altı milyon dolarlık altın almışlardı. Şunu belirtmek gerekiyor ki,o tarihlerde Yahudiler Bolşevik partisinin %30-%55'ini oluşturuyorlardı. 1916 Aralığında masonlar Rusya'da sıkı bir şekilde çalışmaya başlamışlardı.1917 ocağında Yahudi Purim gününde olayların başlatılması kararlaştırıldı. (Eski Ahid'e göre Purim günü yahudi düşmanı 75.000 İranlı'nın toplu halde katledilmesinin kutlanmasıdır.) 23 Şubat günü yani Purim günü devrimin ilk kurşunları atılmaya başlanmıştı. Yahudi haftalık gazetesi 'Yevreiskaya Nedelya'da "Şubat Devrimi" ile ilgili olarak çıkan bir yazıda (24 Mart 1917, Nr. 12-13) devrimin "Purim günü"nde meydana geldiğini belirtiyordu. ( Purim Günü 23 Şubat 1917 idi.)
Sayfa 144·Kitabı okuyor
Tarih-Araştırma
Reklam
Reklam