Üç Vecize!
1." Usulü sağlam olmayan vusülden mahrum olur." 2." İlmi toptan elde etmeye kalkan toptan kaybeder." 3." Kulağa giren ilim kalabalığı anlayışı saptırır."
Girişimcilere kredi sağlayacak bankaların oluşturulması, sanayicilere sağlanan muafiyetler ile birlikte ülkede yerli malının kullanımını arttırmak için de kanuni bazı düzenlemelere gidilmiştir. 9 Aralık 1925'te yerli kumaştan elbise giyilmesine dair kanun kabul edilmiştir. Kanunun birinci maddesine göre genel bütçeden ve belediyelerden bedeli ödenen kumaş, elbise ve ayakkabı, serpuş ve yatak araç gereci ile memur ve hizmetliye tekdüze elbise ve kundura giydiren bütün şirketlerin iştira edeceği veya ettireceği bu nevi levazımın yerli mamulatından tedarik edileceği belirtilmiştir. Bu kanun Meclisten geçerken görüşmeler sırasında söz alan Aksaray Milletvekili Besim Bey, memleketin tarihten beri birçok kez düşmanlığa maruz kaldığını söylemiştir. Bu yüzden asırlardır Türk'ün yorulmuş, ezilmiş, sefil ve yoksul kalmış olduğu yorumunda bulunmuştur. Düşmanların milletin harimi ismetine kadar tecavüz ettiğini fakat bir mucize ile buna engel olunduğunu ifade etmiştir. Fakat o düşmanların, Türk Milletini silahla yenemeyeceğini anlayınca iktisaden mahvetmek için ellerinden geleni yaptıklarını vurgulamıştır. İstiklali siyasinin, istiklali iktisadi oluşturulmadan tam manasıyla gerçekleşmeyeceğini savunmuştur. Memlekette turşunun bile Avrupa'dan geldiğini, yiyeceği, içeceği, giyeceği her şeyi Avrupa'dan gelirse bunun neticesinin iyi olmayacağı görüşünü kürsüden paylaşmıştır. Kanunun Mecliste kabul edilmesiyle birlikte emekli Yüzbaşı Naim Bey'in öncülüğüyle İzmir'de 1926 yılının başında Yerli Mamulâtı Müstehlikler Cemiyeti oluşturulmuştur. Cemiyet İzmir'deki okullarda dikiş ve biçki yurtlarında konferanslar vermiştir. Bundan başka ders kitaplarına yerli malının önemi hususunda makale, vecize konulması isteğini dile getirmiştir. Aynı maksatlarla İstanbul'da 1929 yılında Yerli Mallarını
Mavi Gök Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Haç ve Hilal
Namık Kemal'in asırlarca armağan ettiği vecize, "Avrupa Şark'ı tanımaz", tashihe muhtaç. Avrupa, hiç değilse 19. asır Avrupa'sı, Şarkı pekālā tanır. Avrupa, İslâm dünyasını tanımaz. Tanımaz, çünkü İslâm medeniyetini yok etmek için canlarını tehlikeye atarken, Avrupa'nın Islamiyet'e anlayışlı davranması beklenebilir miydi? Haçlı seferleri'ni kışkırtanlar, önce İslâmiyet'i karalamak isteyeceklerdi. Kaldı ki putperest Avrupa, İslamiyet kelimesini telaffuz etmekten büyük bir titizlikle kaçar. Avrupalı için, yakın zamanlara kadar, İslâm yoktur Muhammedîler vardır. Kur'an Allah'ın kelâmı değil, Muhammed'in eseridir. Mesela Osmanlı tarihini kendisinden öğrendiğimiz Hammer, "Muhammedîler Kur'an'ın Kelâmullah olduğuna inanır, biz de aynı kesinlikle Muhammed'in kelâmı olduğuna" der. Barthélemy Saint-Hilaire gibi bir allame aynı sakat hükmü, "İslâm dininin en vakur, aynı zamanda en sahih abidesi olan Kur'an Muhammed'in şahsi eseri..." diye tekrarlayacaktır. Şirk, tevhidi; müşahhas, mücerredi; husumet muhabbeti anlayabilir mi? Yenilen Haç'ın muzaffer Hilâl karşısındaki hıncını Voltaire bile itiraf etmek zorunda kalır: "Kur'an'da hiçbir zaman mevcud olmayan abesleri Kur'an'a isnat etmişiz. Keşişlerimiz Yeniçeriden daha kalabalık çok şükür... Muhammed dinini kabul eden Türklere karşı kitap üstüne kitap döşenmişler. Ne yapsınlar? Istanbul'un fatihlerine başka türlü karşı koymak ellerinden gelmemiş." Evet, Hıristiyan dünyanın İslâmiyet'e bakışı düşmanca olmuştur hep. Avrupalının ilmî ve cihanşümul tecessüsü, Islâmiyet'in sınırlarında durur. Haçlılardan bu yana Avrupalının amacı, İslâmiyet'i tanımak değil İslâmiyet'i yıkmaktır.
ilahi himmetle dile gelen mitin kendisidir.
Şüphesiz "söz" farklı niyetlerle dinlenebiliyordu. Söz, gah krallık saraylarında bir eğlenti unsuru gah çocukların zihinlerine kazınıp muhayyilelerini besleyen birer masal gah müstakbel başarılan için kalbi çarpan gençlerin hayallerini süsleyen bir "kızıl elma" olabilirdi. Ancak Homerosçu şair açısından "söz" modern şairinki gibi hafızanın derinliklerinden derlenerek telif edilen bir şey değildir. "Yetkili" (auctor) olan şair değil, ilahi himmetle dile gelen mitin kendisidir. Şairin söze yönelik hürmeti bu yetkiyi kendi isteğiyle ilahi olana teslim etmesine neden oluyordu. Bu nedenle de destan ilahi olana seslenip yardım isteyen şairin aczini itiraf etmesiyle başlar. 26 Şair zaman zaman bu yardımın şiirini tamamlamak için ne kadar elzem olduğunu hatırlatır şekilde ilahi olana seslenmeye devam eder.27 Okur en başından ilahi olanın şaire aktardığı, şairin de dinleyicisine terennüm ettiği bir "söz"le karşılaşacağı konusunda hazırlıklı olması için ikaz edilir gibidir. Neticede böyle bir "söz"ü işitecek bir Eski Yunan insanı için Homeros mısraları belirli bir hürmeti talep eder. Bu hürmet neticede bir ağırbaşlılık içerse de, "dinmeyen bir kahkaha"ya (asbestos gelös) imkan tanımaktan geri durmaz,28 "Söz"ün yarattığı etki yalnızca cenazelere yaraşır bir vakarla ya da düğünlerde beklenen şen şakraklıkla kısıtlı değildir. Terentius'un bir vecize haline gelmiş olan mısraındaki "İnsanım ben, insani olan hiçbir şeyin bana yabancı olduğunu düşünmem" (homo sum: humani nil a me alienum puto )29 sözündeki vurguyu çağnştınr tarzda, Eski Yunan insanı hem ölümlülerin hem ölümsüzlerin içkin olduğu bu "evren"de (kosmos) ilahi olanın beklen- Hom. il. 1.1; Od. 1.1. Hom. il. 2.484-486; krş. 11.218, 14.508, 16.112. Hom. il. 1.599; Od. 8.326. Buradaki iki örnekte de tanrıların Hephaistos'a
1000Kitap
'Erdem,ölümlülrn sahip olabildiği tek ölümszlk'
Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor kitabından: Rahel: Rahel'in kelime anlamı dişi koyun, mecazi anlamı ise saf ve temiz olan kişi demektir. Tevrat'taki Rahel Lavan'ın küçük kızı, Yakup Peygamber'in eşi ve Yusuf Peygamber'in annesidir. (ç.n.) ______________________ Tyr: İskandinav mitolojisinde tek eli ve tek gözünün olmadığı belirtilen zafer ve adalet tanrısıdır. (ç.n.) ______________________ Ammon: Amon (Amen, Amun, Ammon, Amoun): "Amen" "saklı olan" demektir. Teb'in baş tanrısıdır ve ilk tanrıdır, bütün tanrıların tanrısıdır. Ünlü Amen Tapınağı Karnak, dünyanın en büyük dini yapısıdır. Amon'un adı günümüze kadar dini tören ve dualarda Âmin, Âmen şeklinde tekrarlanmaktadır. (ç.n.) _____________________ Yükseklerde ve taş sunaklarda tütsü yakarak... : Tanrı'ya güzel kokulu buhur, mesh yağı armağan etme, günnük ve mür yakma Yahudilerde ve Hıristiyanlarda bir gelenektir. Bkz. Tevrat: Mısır'dan Çıkış (34-37); İncil: Matta (2:11). Süleyman zamanında insanlar onun yaptırdığı mabette bu adaklarını putlara sunuyorlardı. (ç.n.) _____________________ Tanrı'nın kendi evine, kulu Süleyman'ın onun için yaptırdığı mabede... : Süleyman Tapınağı, Tevrat'a göre, Kudüs'teki ilk Yahudi tapınağı. Süleyman'ın inşa ettirdiği, Yahudilerin Bet Ha-mikdaş dedikleri tapınak, Süleyman tarafından yapıldığı için de "Süleyman Mabedi" olarak bilinmektedir. Süleyman Mabedi'nden günümüze sadece Hirodes'in yaptırdığı Batı duvarı (Ağlama Duvarı) kalmıştır. (ç.n.) ________________________ Baal: Eski Ortadoğu bölgesinin ve Kartacalıların baş tanrısıdır. Antik İsrail'de Molek adını alır ve uğruna insan (özellikle küçük çocuklar) kurban edilir. Fırtına ve yağmur tanrısı olan Baal verimlilik tanrısı olarak da görülür ve yaygın bir çevrede tapınılan bir tanrıdır. Diğer adı Tammuz olan Baal, Marduk'un güneş
Sayfa 1 - 2,3,4,5,14,27 - İş Bankası Kültür Yayınları
Doktorlar ölümün dostudur ayak takımına göre. Bundan daha büyük bir haksızlık olamaz. Tam tersine, iyileşenlerin sayısı, tıbba kurban gidenlerin sayısından biraz daha fazladır bana kalırsa. Hatta kimi doktorlar, bu konuda öylesine dikkatlidirler ki, hastayı öldürmek tehlikesini önlemek için, onu iyileştirmek çabasından da sakınırlar; hastaya ne iyi sonuçlar verebilecek ilaçları sağlık verirler, ne de kötü sonuçlar verebileceklerini. Bunların arasında büyük bir ağırbaşlılıkla şu sözü bir vecize gibi benimsemeleri vardı: "İşini başarabilmesi için, doğayı kendi haline bırakmalı. Doktorlar, bir kenarda durup, doğanın sırtını sıvazlar; doğa iyi işler yapınca onu yüreklendirir ancak."
Reklam
Reklam