Kemalist iktidarın kuruluş sürecinde ve bunu takip eden dönemde dinin denetlenebilir bir alan şeklinde ele alındığı, kontrol edilebilir bir araç olarak telakki edildiği önemli tartışmalara konu olmuştur. Kuşkusuz modernleşme sürecinin gecikmiş olması, modern devletlerin sahip olduğu araçlardan yoksun olmak psikolojisi Tanzimat'tan Cumhuriyete aktarılan önemli miraslardan bir tanesidir. Bu miras toplumların kültürel süreçlerini, kurumların bu kültürel süreçler içerisine nasıl gömülü olduğunu anlamak istemeyen, bu anlamaya vaktinin olmadığını baştan kabullenen bir bürokratik elit ortaya çıkarmışa İttihat ve Terakki’den Kemalistlere kalan bürokratik miras ve devlet hakkında sahip oldukları ortak bilinçaltı, dine tanınacak sorumluluk ve misyon konusunda teorik olarak kendilerini çok zorlamayacak ama pratikte epeyce ‘yıpratacak’ bir manevra problemi sunuyordu (İttihatçılar zaten şeyhülislamı kabineden çıkararak, kız çocuklarına okul mecburiyeti getirerek, vb. Kemalistler için yolu açmıştı. Kemalistlerin kendi mühürlerini vurabilmek için yapmaları gereken, süreci daha radikal kararlarla devam ettirmekten ibaretti). Dinin şeklî varlığının, pratik 'gösterenleri’nin kurumsal düzeyde ortadan kaldırılmasına (halifeliğin lağvından, Diyanet İşleri Başkanlığının tesisine kadarki uygulamalar) ve iktidarın zaman zaman sertleşen söylemine rağmen daha sonra siyasal İslamcı hareketlerin tarihlerindeki önemli problemlerden biri haline gelecek süreç başlamış oluyordu. Bir kere Osmanlı İmparatorluğu teokratik bir devlet olarak tanımlandıktan ve düz ayak bir mantıkla aşağı yukarı 200 yıllık bir modernleşme sürecinin sıkıntılarının temelinde ‘varolduğu şekliyle’ dinin bulunduğu hükmü verildikten sonra, yeni devletin kurucularında rahat hareket etme tavrı da pekişiyordu. Elbette kurucu elitler
Life is cruel, Arvy. And I feel bad for your generation. There's no real labor anymore. No hustle. No pulling yourself up by your own bootstraps. It makes the inevitable fall from grace so much harder to navigate.
200 yıl sonra, oldukça uzun bir kitap olan Summa Theologica'nın kısa bir bölümünde, bir başka İtalyan Aziz Thomas Aquinas (1225-74) beş argüman, Tanrının var olduğunu göstermeyi amaçlayan "Beş Yol" belirledi. Bu "Beş Yol," bugün kitabın diğer bölümlerinden çok daha iyi bilinir. Bu beş yolun ikincisi "İlk Neden Argümanı"dır.
2001 yılında Parkinson
hastalarının aileleri ve bakıcıları, bir tuhaflık olduğunun farkına varmaya
başladılar. Pramipeksol adlı ilacın verildiği
hastalardan bir kısmı kumarbaza dönüşüyordu;8 üstelik öylesine kumar oynayanlara değil, hastalıklı kumarbazlara. Daha önce kumara herhangi bir eğilim göstermemiş olan bu hastalar, artık düzenli biçimde Vegas’a uçar olmuşlardı. Altmış sekiz yaşındaki bir adam, ziyaret ettiği
bir dizi kumarhanede altı ay içinde toplam 200 bin dolar tutarında
para kaybetmişti. İnternet pokerine takılıp kalan kimi hastalar ise ödeyemeyecekleri kredi kartı borçlarının altında ezilmişti. Hastaların çoğu, bu kayıpları ailelerinden gizlemek için ellerinden
geleni yapıyordu. Bu yeni bağımlılık, bazıları için kumarın da ötesine geçerek “zorlanımlı” (kompülsif) yeme alışkanlıklarına, alkol
tüketimine ve aşırı cinselliğe kadar varmıştı.Neydi olup biten? Ellerin titremesine, kol ve bacakların tutuk hareketlerine, yüz ifadesinin kaybolmasına ve dengenin giderek kötüleşmesine neden olan Parkinson hastalığıyla gerçekleşen korkunç yıkıma siz de tanık olmuş olabilirsiniz. Hastalık, dopamin adı verilen sinirsel ileticiyi (nörotransmiteri) üreten beyin hücrelerinin kaybının bir sonucudur. Tedavisi ise, kimi zaman vücuttaki dopamin üretimini artırarak, kimi zaman da dopamin reseptörlerine doğrudan bağlanan ilaçlar kullanarak hastadaki dopamin düzeylerini yükseltmeye dayanır. Ancak dopaminin beyinde çifte görev üstlenen bir kimyasal olduğu anlaşılmıştır. Motor komutlarda oynadığı rolün yanı sıra beynin ödül sistemlerinde de ana haberci rolünü üstlenerek kişiyi yiyecek, içecek ve eş gibi sağkalımda yarar sağlayabilecek şeylere yönlendirir. Ödül sisteminde
"Lord Stark," dedi Jon.
"Beş yavru var. Üç erkek, iki dişi," dedi Jon babasına. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu lord.
"Sizin de beş meşru evladınız var. Üç oğul, iki kız. Ulukurt Stark Hanedanı'nın arması. Bu yavrular sizin çocuklarınız tarafından sahiplenilmek için doğmuş." (ve bu ulukurtlar 200 yıl kadar ortalıkta yoktu)