8. Mete’nin Tahta Çıkış Tarihi
S,C 110, söze başlarken, Tuman’ın Ch’in sülalesine yenilişinden 10 geçti, diyordu. Çin generali Menk T’ien’in Tuman Han’a karşı yaptığı akın, M.Ö. 215 yılında oldu. Bu durumda bazılarına göre Mete, 205 yılında tahta çıkmış olmalıdır. Fakat Çin İmparatoru Katsu ile aynı zamanda yaşamıştı. Bu Çin İmparatoru’nun M.Ö. 206 yılında tahta çıktığını göz önünde tutan bazıları ise, Mete’nin de bu sıra tahtta oturduğunu düşünmüşlerdir. Bu yılda ünlü Çin Generali Meng T’ien ölmüş ve Hunların önünde, Çin’e akın yapabilmek için başka engel kalmamıştı. Şinatori ise Mete’nin tahta çıkışını daha geç tarihlere koymak istemektedir. Ancak sebepleri pek inandırıcı değildir (Wusun, s.114). Mete, doğudaki Tunghu ve batıdaki Yüeci akınlarını tamamladıktan sonra, M.Ö. 202’de Çin’e geldi. Bizce Mete, M.Ö. 209 ile yılları arasında tahtta çıkmış olmalı idi.
Sayfa 163 - Prof. Bahaeddin ÖGEL Türk Tarih Kurumu Cild ½ Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, 3. Baskı, Ankara 2019 III. BÖLÜM: METE, II METE’NİN HAKANLIĞI.·Kitabı okuyor
Tarih
Ellerini yıkarken aynaya baktı. Eşkali görünce korktu biraz. Saçın sakalın yüzde kırk beşi ağarmış, alkol 215 promil, vaziyet bombok.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İçindeki bütün yıkıntılara bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti. (Sayfa 215)
Kur'an'da "miskin" kelimesi birçok yerde geçmektedir; anlamı yalnızca maddi yoksunluğu değil, güçsüzlüğün en derin hâlini ifade eder. Kimi zaman denizin ortasında fırtınaya kapılmış, çaresizliğin sınırına itilmiş yolcuları haber verir (18/79); kimi zaman evine ekmek götüremeyenleri, toplumun merhametine muhtaç bırakılanları anlatır (2/184; 2/215); kimi zaman da himayesiz bırakılmış, kendini savunacak gücü kalmamış insanları işaret eder (4/36; 17/26). Başka bir yerde, toprağa yapışmış hâlde hayata tutunmaya çalışan kimselerin hâlini tasvir ederken (90/16) başka bir yerde ise yalnız açlık değil, kimsesizlik ve korunmasızlık hâliyle birlikte anıldığı da görülür (76/8). Miskin kavramı, bütün bu ayetlerde ortak bir özellik taşır: Hayatın yükü altında hareket edemeyecek kadar güçten düşmüş insan. Mâûn Suresi'ndeki vurgu da tam buradadır: Miskinin yemeğe, rızka, yardıma ihtiyacı olduğu kadar; görülmeye ve fark edilmeye de ihtiyacı vardır. Bu bağlamda "taâmi'l-miskîn" yalnızca aç bir insanı doyurmak değildir; düşmüş birini kaldırmak, çöküş hâlindeki bir ruhu fark etmek, desteğe ihtiyacı olana omuz vermektir. Çünkü miskin, çoğu zaman yardım isteyemeyecek kadar güçsüzdür.
Sayfa 115·Kitabı okuyor
Bakara Sûresi 2
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır. Bakara 177 يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı; 183 اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْراً فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar). Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır. Bununla beraber gönül isteğiyle kim
Sf. 215 "...hem çevremde, hem de çevremin uzağında herkesin beklediğini gördüm, başkaca bir şey yapmıyorlar, özel bir çaba harcamıyorlar, birbirlerinin eline uyku haplarını, tıraş bıçaklarını tutuşturuyorlar, insanın ne yaptığının bilincinde olmaksızın kayalıklarda gezintiye çıkmasını, hareket halindeki bir trende sarhoşken kapıyı açmasını, ya da bir hastalığın başlamasını sağlıyorlar. Yeterince uzun bir süre beklendikten sonra, bir çöküş geliyor, uzun ya da kısa süren bir son geliyor. Kimileri buna karşın hayatta kalabiliyor, ama yalnızca kalabiliyor."
Sayfa 429
Alıntı