10 yıl sonrası için zemin hazırlarken. Tesadüf 244
Deliliğin kıyısında. - Duyguların, bilgilerin, deneyimlerin toplamı, yani kültürün tüm yükü öyle arttı ki, sinir ve düşünme güçlerinin aşırı uyarılması genel bir tehli-kedir. Avrupa ülkelerinin kültürlü sınıfları istisnasız nevro-tiklerden oluşuyor ve en büyük ailelerin hemen hemen her birinin bir üyesi deliliğin eşiğinde duruyor. Gerçi şimdi sağlığa her biçimde özen gösteriliyor; ama asıl soruna gelince, o duygu geriliminin, o ezici kültür-yükünün hafifletilmesi gerekiyor; büyük kayıplar pahasına elde edilecek olsa bile, yeni bir Rönesans'a beslediğim büyük umuda yer açacak bir hafifletme bu. Coşkulu duyguların bolluğunu Hı-ristiyanlığa, filozoflara, edebiyatçılara, müzikçilere borçlu-yuz: bu duyguların bizi tamamen ele geçirmemesi için, genel olarak biraz daha soğukkanlı ve kuşkucu kılan ve özellikle inancın lav selini kesin nihai hakikatlerde soğutan bilimin ruhunu çağırmalıyız, bu sel özellikle Hıristiyanlık sayesinde böylesine azdı.
Sayfa 177 - 244·Kitabı okudu
Zetzel'in belirttiği gibi (244), tedavi yavaş, usandırıcı ve uzun süren bir uğraş halini alabilir. Bu nedenle terapist hastanın yavaş gelişme göstermesine ve tedavinin küçük sonuçlarının çok uzun sürede gerçekleşmesine hazırlıklı olması gerekmektedir. Fakat bu demek değildir ki terapist dikkati bir an elden bırakabilir, eğer terapist bu uzun süreç nedeniyle dikkatini bir an olsun elden bırakırsa hastanın patolojik egosu yeniden kendini göstermeye başlayacaktır.
Sayfa 243
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yiyecek Savurganlığı ve Minnet Duygusu
30 Ekim 2010 günü, Bologna Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin Last Minute Market oluşumunun hazırladığı "Yiyecek Savurganlığının Kara Kitabı" başlıklı sunumu yapıldı. Bir an için durup, inceleme yapıldığında rakamların faciadan başka bir şey olmadığı anlaşılıyor. Tarımda 17775 586 tonluk yiyecek yani bütün ülkenin bir yıl boyunca tükettiği miktarın aynı israf ediliyor. Bunun yanı sıra üretici firmalar her yıl 75 bin ton tarihi geçmemiş ürünü piyasadan çekiyorlar ve bunun sadece %4,4'ü gereksinmesi olan insanlar için kullanılıyor. Sanayi 2 161312 ton ürünü çöpe atarken, ayrıntılı dağıtım sırasında da 244 252 ton çarçur ediliyor. Tabii en sonda da aileler yer alıyor: Her yıl 515 avroluk alışveriş çöp kutusunu boyluyor. Bir ton 1000 kilo olduğuna göre, 17775586 ton meyve ve sebzeyi hangi formda gözümüzde canlandırabiliriz? Bir saray, bir tepe, bir dağ yüksekliği olarak mı? İlk tepki isyan oluyor: Savurganlık, sefalete, böylesine acımasız dünyada hayatlarını sürdürmekte zorlanan insanlara hakaret adına isyan, ama bu rezilliğin arkasında saklanan ve geri dönmemizi çok zorlaştıracak başka bir şey gizleniyor. Bunun farkına varmamak, ekim yapmanın, ürünü büyütüp toplamanın ne demek olduğunu anlamamak için insanın gözlerinin ve zihninin grafiklerle, sayılarla, kuramlarla kararmış olması gerekir.
Sayfa 39·Kitabı okudu
Bakara Sûresi 2
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır. Bakara 177 يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı; 183 اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْراً فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar). Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır. Bununla beraber gönül isteğiyle kim
Asıl adı Ebu Abdullah Hüseyin bin Mansur el Bey- zavi el Hallacdır ancak halk arasında Hallac-ı Mansur olarak bilinir. Hicri 244 miladi 858 yılında İranın Tur köyünde doğmuştur. Babasının pamukçu olmasından dolayı Hallaç lakabıyla anılır... Manevi sırları Hallaç pamuğu gibi savurduğu için Hallac-ı Esrar olarak da bilinir.
Sayfa 5·Kitabı okudu
242. sayfa Prens Andrey, aydınlık 25 Ağustos akşamında, alayın konuşlandığı mevkinin en ucundaki Knyazkov köyünün yıkık dökük bir barakasında, dirseğine dayanarak uzanmış, yıkık duvardaki bir yarıktan çit boyunca uzanan, alt dalları budanmış, en az otuz yaşındaki huş ağaçlarını; yulaf yığınları sağa sola dağılmış tarlayı; askerlerin mutfak olarak kullandıkları, yanan kamp ateşlerinin dumanlarının görüldüğü çalılıkları seyrediyordu. Gözüne sığ görünen hayatının ağırlığını ve kimseye bir faydası olmadığını hisseden Prens Andrey o anda, yedi yıl önce Austerlitz Savaşı’nın hemen öncesindeki gibi heyecanlı ve tedirgindi. Yarınki çarpışma için gerekli emirleri vermiş ve almıştı. Yapacağı başka bir şey kalmamıştı. Ama düşünceler, en basit, en açık ve bu yüzden en korkunç düşünceler onu rahat bırakmıyordu. Yarınki savaşın şimdiye kadar katıldıklarının kesinlikle en dehşetlisi olacağını biliyordu ve ölüm ihtimali hayatında ilk kez, herhangi bir dünyevi meseleyle bağlantısız olarak, başkalarını nasıl etkileyeceğini düşünmeden, yalnız kendisiyle, kendi ruhuyla ilgili olarak basit, korkutucu bir kesinlikle kendini göstermişti. Eskiden onu azap vermiş, onu meşgul etmiş her şey, düşüncelerinin ulaştığı yükseklikten vuran soğuk, beyaz ışıkla, gölgesiz, perspektifsiz ve ayırıcı kenar çizgileri olmadan, bir anda aydınlanmıştı. Bütün hayatı ona, büyülü fenerin49 camının içinden yapay bir aydınlatmayla çıkan, uzun süredir seyrettiği görüntüler gibi gelmişti. Şimdi o acemice boyanmış resimleri birdenbire cam olmadan, parlak gün ışığında görmüştü. Hayatının büyülü feneri başlıca resimlerini gözünün önüne getirirken, onlara şimdi bu soğuk, beyaz gün ışığında, ölüm düşüncesiyle bakarken kendi kendine, “Evet, evet, 49 Tarihteki ilk projeksiyon cihazı. (ç.n.) 243. sayfa işte onlar, beni
Sayfa 242 - Savaş ve Barış 2·Kitabı okudu