“Kişi karşısındakinde kendi yarısını değil, ruhuna yakın olan hakikati arar.” [Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi, s. 290, Ayrıntı Yay.]
Alıntı
Tarihsel kırılma noktaları arasındaki paralellik, kitle psikolojisinin ve kamuoyu algısının egemen yapılar tarafından nasıl manipüle edildiğini gösteren "güdümlü provokasyon" mekanizmasını çok net ifşa eder. Gerek 1945 ve sonrası Sovyet tehdidi algısının iç piyasaya sunuluş biçimi, gerekse 1955’teki 6-7 Eylül trajedisi, rıza üretimi ve kitlelerin radikal kararlara ikna edilmesi için "istihbarat-medya-iktidar" üçgeninin nasıl senkronize çalıştığının ders kitabı niteliğindeki örnekleridir. 6-7 Eylül: Kusursuz Bir "Özel Harp" Operasyonu İşaret ettiğimiz üzere, 6-7 Eylül 1955 pogromu (etnik temizlik/yağma hareketi), baştan sona kurgulanmış bir psikolojik harp operasyonuydu. Mekanizma aynen belirttiğimiz kronolojiyle işledi: İstanbul Ekspres gazetesi, tirajı normalde 20-30 bin civarındayken, 6 Eylül günü tam 290 bin adet basıldı. Gazetenin sahibi Mithat Perin ve yazı işleri müdürü Gökşin Sipahioğlu’nun koordinasyonunda, "Atamızın evi bombalandı" yalanı, henüz Selanik'ten resmi hiçbir bilgi gelmeden tüm İstanbul’a dağıtıldı. Manşet taşraya ulaştırılmak üzere kamyonlara çoktan yüklenmişti. Bombayı yerleştiren kişinin Selanik Hukuk Fakültesi öğrencisi ve Türk istihbarat ilişkili Oktay Engin olduğu (ki kendisi daha sonra Türkiye'de kaymakamlık ve valilik yapmıştır) Yunan makamlarınca tespit edildi. İstanbul'daki saldırgan kitlelerin ellerindeki sopalar, önceden hazırlanmış gayrimüslim ev/işyeri listeleri ve ulaşım organizasyonu, devlet içindeki kliklerin ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti gibi aparatların işin içinde olduğunu net olarak gösteriyordu. Yassıada yargılamalarında Demokrat Parti hükümetinin bu olayları Kıbrıs müzakerelerinde elini güçlendirmek için bir "gösteri" olarak planladığı ancak kontrolü kaybettiği tezi işlendi. Fakat asıl yapısal itiraf, yıllar sonra Özel Harp
Sosyoloji
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah (ﷻ) Şöyle Buyurdu:
🌷 Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan dininizle alay edip eğlenenleri (ve batıl edinenleri) ve (diğer) kâfirleri (yardım ve nusrette) dost edinmeyin. Eğer gerçekten mü’min iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. 🌷 Onlardan (münafıklardan) birçoğunun inkâr edenleri (müşrikleri, yardım ve nusrette) dost edindiklerini görürsün. Onlar azap içinde ebedî kalıcıdırlar. (İbn Abbas - Maide 57, 80. Ayet) Sebeb-i Nüzûl: (İbn Abbas) Rifaa İbn Zeyd İbn’t Tabut ile Süveyd İbnül Haris ilk önce iman ettiklerini açıklamışlar, sonra da münafık olmuşlardı. Müslümanlardan bir grup kimse de, onlara sevgi besliyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah o ikisi hakkında Maide Suresi 57-61. Ayetlerini indirdi. (İbn Cerir et Taberi, Camiul Beyân, VI, 290 (12216); ibn ishak, es-siret II, 210; Şevkâni, Fethul Kadir, I, 79) (İbn Abbas - Maide 57. Ayet)
MAYIS AYINDA OKUDUKLARIM 1- Lyon’da Düğün - 3/10 2- Füreya - 7/10 3- Dirilen İskelet - 5/10 4- Clarissa - 7/10 5- Bir Gün - 7/10 6- Kar Kokusu - 4/10 7- Ölüme Terk Edilenler - 4/10
Hitler, kendisini ressam ve mimar olarak görüyordu. Albert Speer ile birlikte Berlin'i dünyanın başkentine dönüştürmeyi planlıyordu: Germania projesi. Speer'in tasarladığı Volkshalle (Halk Salonu), 290 metre yüksekliğiyle inşa edilseydi Saint Peter Bazilikası'nı defalarca aşacaktı. 180.000 kişiyi sığdıracak bu yapının içinde insan kitlesi o kadar büyük olacaktı ki nefesten oluşan nem tavanda bulut oluşturacak ve yapay yağmur yağacaktı — mimarinin insan ölçeğini tamamen reddetmesinin neredeyse absürd bir sonucuydu. Speer'in en ilginç kavramı 'Harabe Değeri' (Ruinenwert) teorisiydi: Nazi yapıları yüzyıllar sonra yıkıldığında bile Romalı kalıntılar gibi heybetli bir manzara sunmalıydı. Mimari, geleceğe yönelik bir propagandaydı; yalnızca bugünkü nesil için değil, binlerce yıl sonraki nesiller için tasarlanıyordu. Nürnberg Parti Rallisi alanındaki Işık Katedrali (Lichtdom) ise 130 dev projektörün gökyüzüne dikey ışık huzmesi fırlatmasıyla oluşturulan bir mimari illüzyondu: fiziksel bir bina yoktu, ama mimari etki gerçekti.
1000Kitap
قال سفيان بن عيينة؛ لَوْلَا سَتْرُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مَا جَالَسْنَا أَحَدًا Sufyan Bin Uyeyne rahimehullah der ki : “Allah Azze ve Celle'nin örtmesi (ayıpları gizlemesi) olmasaydı, hiçbir kimseyle oturmazdık.” (Şuabu'l İman 6/290)