Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Dirilen İskelet adlı eseri, yazarın yine her zamanki gibi mizah, hiciv ve toplumsal eleştiriye olan ustalığını bir kez daha gözler önüne seren mizahi ve düşündürücü bir romanıdır. Kitap dönemin ahlaki değerlerini, batıl inançlarını, bilimle çatışan halk anlayışını ve modernleşme sürecinde yaşanan çelişkilerini esprili bir dille işliyor.
Romanda, bilimsel bir deney sonucu mezardan “diriltilen” bir iskeletin hikâyesi anlatılır. Elbette bu olay gerçek anlamda bir "diriliş" değil, toplumun bu olayı nasıl algıladığı ve ne tür paniklere, söylentilere neden olduğu üzerine kuruludur. Yazar bu absürt kurguyu kullanarak halkın hurafelere olan eğilimini, bilime olan güvensizliğini ve medyanın bu gibi olayları nasıl köpürttüğünü hicveder.
Çok farklı olaylar silsilesiyle başlayıp, daha sonra bundan çok daha alakasız geliştiği için sonlara doğru sıkıldım ve biraz bitirmekte zorlandığımı söyleyebilirim. Diğer üç genç ve karakterler bir anda sahneden çekildi ve olay bambaşka bir yere doğru evrildi resmen.
Kitapta, akılcı düşünce ile batıl inançlar arasındaki gerilim çok başarılı şekilde gösterilmii, özellikle Doktor Ferhat karakteri aklın ve bilimin vücut bulmuş hali gibidir. Baş karakter olan Tayfur aklın ışıklı yolunu takip etmediği için başına gelmeyen kalmadı.:) Şaka bir yana Hüseyin Rahmi burada halkın cehaletini değil, cehaletin beslenmesini sağlayan sosyal yapıyı hedef alıyor. Dirilen İskelet kara mizahın en güzel örneklerinden biri olmuş. Saçma gibi görünen olaylar aslında toplumun kendi saçmalıklarını ayna gibi yansıtır.
Her kitabında mutlaka kadın-erkek ilişkilerinden aile yapısına, toplım yozlaşmasından bilimsel düşüncenin toplumsal karşılık bulamayışına kadar pek çok konuda ince taşlamalara yer verir Gürpınar. Kitabın üslubu tipik Hüseyin