Dirilen iskelet
Bir kulübe ve üzerinde yazan ölüm ,hayat ruh beden ,kemik ve etle bir harman olarak insana kendini hayat ile ahireti sorgulayan bir iskelet ibareyle başlayan bir macera...Öğle bir macera ki geceleri sizi sabaha kadar mezarlıklar gezdirip ihtiyacı kadar kemik toplayan Tayfur ve Doktor Ferhat'ın heyecan dolu macerasını okurken...bilim ,hurafeler, İnaç ahlak ve kadının toplumdaki rolünün ağırlığının düşündüren ince mesajlarla polisiye ,fantastik güzel bir kitaptı..
Kısaca özenticiliğin nasıl eğrelti durduğuna şahitlik ediyorsunuz...
Okul yıllarında okurken, akıcı dili ve sürekli şaşırtan kurgusuyla eğlenerek ve etkilenerek okuduğumu hatırlıyorum. Hüseyin Rahmi'ye Türk Edebiyatında hakettiği değerin verilmediğini düşünürüm. Roman severler için bir hazinedir.
Mutlu Günler!
Gürpınar’ın en net eleştirilerini yaptığı, 1 numaralı kategori olarak da tanımladığım kitaplarından biridir. 1 numara, Batılılaşma olayını yanlış anlayıp bunu kendini geliştirmek ve kendine bir şeyler katmak yerine tamamen özenti ve alıntı bir yaşama odaklanan insanları anlattığı kitaplarıdır kısaca. İçerikte hem hurafeler hem bilimsel mücadele hem de toplumsal yanlışların göz önüne alınması oldukça açıklayıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor zaten. Olmazsa olmazımız bir aşk hikayesi de bizlerle olacak tabii ki.
Öncelikle topluma oldukça aykırı bir fikir olarak iskelet sergisi çıkar ortaya. Tayfur adındaki karakter Avrupa’da bir müze gezisinde gördüğü İskelet’ten sergilemek ister. Osmanlı’da ise böyle bir şey bulmanın olasılığı oldukça düşüktür ama doktor olan arkadaşı Ferhat ona yardımcı olabileceğini söyler ve geceleri bu ikili mezarlıklarda kemik toplama avına çıkarlar. Birkaç meraklı da onları rahat bırakmaz ve arkalarından onları takip ederler. Mezarlıkta ise ürkütücü bir şey görürler. İskeletler ve hayaletler Tayfur ve Ferhat’ı çarpmıştır. Eyvahlar olsun!
İlerleyen süreçte Banu adındaki kadının olaya dahil olmasıyla yasak diyebileceğimiz bir aşk oluşur ki bence yasak yani. Bir insan başka bir insana ben seninle evleneceğim dedikten sonra başkasına aşık olamaz arkadaş! Olmamalı! Madem bu kadar temiz ve iyi niyetin var, neden bu niyetinin arkasında duramadın derler adama. Tabi kadının dahil olmasıyla başlayan bir aşk olayı da var ve burada da kadın erkek ilişkileri, evlilik müessesesi inceleniyor.
Diğer taraftan aydın, okumuş, Avrupa görmüş insanlarla gündelik hayatı yaşayan insanların kıyaslaması ile bunların batıl inançlarına güzel bir değinme yapıldığına da şahit olmamız mümkün. Yine romanda işlenen karakterler üzerinden öbür dünya, ruhlar alemi,
Radyo tiyatrosu tadında bir romandı. Sonu merak ettirdi, sıkılmadan okudum. Tek sorun kitapta birçok eski türkçe kelimenin olmasıydı. O da bağlamdan çıkartılabiliyordu gerçi
Hüseyin Rahmi'nin batıl inançlarla dalga geçtiği, hurafelere, yanlış batılılaşma çabalarına savaş açtığı muazzam bir eser. Tek olumsuz yanı eski sözcüklerden arındırılıp düzenlenmiş şekilde olmaması, yine de büyük ölçüde anlaşılır.
Kısmen spoiler içerebilir... Iki delikanlı, biri doktor diğeri paşazade bir kimyager neden gece ıssızlığında gidip izbe mezarları karıştırırlar? Bunların peşlerine takılan üç kafadar ne gibi acayipliklere şahit olacaklar? Didon Paşa'nın kızı Banu hanımın bu olaya dahli ne? Cevri kim? Gece Safa'nın hele hele Nasıra'nın gizemleri... Dopdolu bir hikâye. Cadı kitabında da ruh çağırma seansları, spiritizm detayları vardı, yazarın bu alana merakı aşikar görünüyor ki eserlerine de bolca yansıtıyor.
Bu kitabı elime aldığımda çocuktum belki de seksenli yıllarda basılmış eski sapsarı yaprakları olan yıpranmış bazı sayfaları yırtılmış elde zor tutulan bir haldeydi ama okumaktan kendimi alamadım ilginç bir kurgusu vardı merak duygusunu uyanık tutuyordu bir süre sonra farkettim ki kitabın sonu yırtılmış ve kaybolmuştu bitiremedim hep içimde yarım kalmış bir iş olarak kaldı yıllar geçse de tadını unutmadığım bir gün tekrar karşılaşmak ve sonuna kadar okuyabilmek istediğim bir eser
Hüseyin Rahmi’nin kitapları beni hep tebessüm ettiriyor. ‘Süt Kardeşler, Tosun Paşa, Şaban Oğlu Şaban, Neşeli Günler vb.’ filmleri izliyormuş gibi hissediyorum kendimi samimi sıcak.
Mezarlıktaki diyalog;
Feyzi- Tayfur’la Ferhat budalalık ediyorlar, bir muhalin(imkansızın) peşinden gidiyorlar.
Sadi- işte iyi ya, biz de bu budalalığın nev’ini anlayacağınız. Yoksa şu mezarlardan karşımıza bir zevzek ölü çıkıp da onun bize, ‘ Buyrunuz şuraya, birer kahve, cigara içelim de öbür dünya hakkında size güzel bir konferans vereyim,’ demeyeceğini pekala biliyoruz.
Seviyorum Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı.Hayran olup külliyatını okumanın keyfini çıkarıyorum.
Batılı-Doğulu olma,bilim,batıl,merak,
korku,tuhaf karakterler,arkadaşlıklar derken trajikomik bir sevda hikayesi ile son bulan,güle şaşıra okunan güzel bir roman Dirilen İskelet.
Yazar hurafeler ve temelsiz inançları,yersiz alışkanlıkları,
gizemli,açıklanamaz,tuhaf güçlerle,gotiği anımsatan,biraz da mistik diyebileceğimiz olayları gündelik hayata karıştırıp,imkansız olanı inandırıcı şekilde fantastiğe uygun,akılcı bir dünya üzerine çekerek sonuçlandırmış ve bu bağlamda farklı bir romanla edebiyatı buluşturmuş.Zengin bir ailenin çocuğu olan Tayfur Avrupa’da bir müzede gördüğü içinde iskelet olan bir kulübeden etkilenip aynısını eve dönünce evde sergilemeyi kafasına kor.Doktor arkadaşının da yardımıyla geceleri mezarlıkları gezerek insan kemikleri toplamaya başlarlar ama bu bir iki kişininde dikkatini çeker.Takibe alınırlar.Bir gece Tayfur ve arkadaşı mezarlıkta tuhaf olaylar yaşar,hayaletler,dirilen iskeletler çıkar ortaya ve Tayfur’la arkadaşı Ferhat çarpılırlar,onları takip eden kişilerin gözü önünde.Hep birlikte bir ekip oluşturup bu gizemli olayı çözmeyi amaç edinirler sonrasında.Araştırırlarken Tayfur’un yolu Banu’ya çıkar.Kıza fena tutulur.Bundan sonrasını da anlatmıyorum.Hem sıradan,hem aydın kişilerin batıl inançlara yaklaşımı Hüseyin Rahmi’nin anlatımıyla yine çok keyifli.
Bir hakikatin peşine düşerken kayboluşun hikâyesini anlatan bu eseri okudunuz mu?
Ben okudum. İnsan, zaman zaman bilinmeyene karşı müthiş bir merak besler; korkunun verdiği o garip hazza kapılır ve adımlarını karanlığa doğru atar. İşte tam da bu noktada, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın efsunlu ve mâverâî (aklın ötesine ait) dünyasına adım atarız.
Doktor Ferhat ile Tayfur, Ece Mezarlığı’na gidip gelir; görünmeyen varlıklar, meçhul kuvvetler ve metafizik ihtimaller hakkında emareler yakalamaya çalışırlar. Bir müddet sonra Sadi, Feyzi ve Nihat'ta arkadaşlarını gizlice takip etmeye karar verir. O gecelerden birinde üç iskelet zuhur eder; Tayfur bu manzara karşısında dehşete kapılıp bayılır.
Mezarlığa yapılan bu geliş gidişler, yaşanan hadiseler etrafında uzun münakaşalara yol açar. Hikmet arayışı, çoğu zaman ahmaklıkla malul çıkarımlar yüzünden akamete uğrar. Tayfur, bütün bu anlatılanlarav e gördüklerine dahi inanmaz; olan biteni birer tezvirat ve tiyatrodan ibaret sayar. Zannınca bu oyunun faillerini bulmaya karar verir ve hakikatin izini sürmek için halka karışır. Nihayetinde ümidini dirilerden keser, bir gece tekrar mezarlığa giderek ölülere seslenir:
“Dirilerin ahmaklıklarından ümidimi kestim; aydınlanmayı sizden bekliyorum.” der.
Hadiseler tevatür ederken, romanda pek çok hilkat-i garîbe tafsilatlı biçimde anlatılır; okuyucunun ufku, hem akıl hem de ironi yoluyla açılır.
Nasîra ise Tayfur’a duyduğu aşk sebebiyle bir tür aşkınlık hâline sürüklenir ve hakikatle temas hâlinde olan bir iskeletten haber alır. Bu iskelet, konağın salonunda yalnızca Nasîra ile irtibat kurar. Etrafındakiler onun delirdiğini zanneder; hâlbuki Nasîra, bu iskelet vasıtasıyla öte âlemlerden işaretler almakta, hatta istikbali sezmektedir.
Hüseyin Rahmi, deliliği salt aklın yitimi olarak telakki
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Dirilen İskelet adlı eseri, yazarın yine her zamanki gibi mizah, hiciv ve toplumsal eleştiriye olan ustalığını bir kez daha gözler önüne seren mizahi ve düşündürücü bir romanıdır. Kitap dönemin ahlaki değerlerini, batıl inançlarını, bilimle çatışan halk anlayışını ve modernleşme sürecinde yaşanan çelişkilerini esprili bir dille işliyor.
Romanda, bilimsel bir deney sonucu mezardan “diriltilen” bir iskeletin hikâyesi anlatılır. Elbette bu olay gerçek anlamda bir "diriliş" değil, toplumun bu olayı nasıl algıladığı ve ne tür paniklere, söylentilere neden olduğu üzerine kuruludur. Yazar bu absürt kurguyu kullanarak halkın hurafelere olan eğilimini, bilime olan güvensizliğini ve medyanın bu gibi olayları nasıl köpürttüğünü hicveder.
Çok farklı olaylar silsilesiyle başlayıp, daha sonra bundan çok daha alakasız geliştiği için sonlara doğru sıkıldım ve biraz bitirmekte zorlandığımı söyleyebilirim. Diğer üç genç ve karakterler bir anda sahneden çekildi ve olay bambaşka bir yere doğru evrildi resmen.
Kitapta, akılcı düşünce ile batıl inançlar arasındaki gerilim çok başarılı şekilde gösterilmii, özellikle Doktor Ferhat karakteri aklın ve bilimin vücut bulmuş hali gibidir. Baş karakter olan Tayfur aklın ışıklı yolunu takip etmediği için başına gelmeyen kalmadı.:) Şaka bir yana Hüseyin Rahmi burada halkın cehaletini değil, cehaletin beslenmesini sağlayan sosyal yapıyı hedef alıyor. Dirilen İskelet kara mizahın en güzel örneklerinden biri olmuş. Saçma gibi görünen olaylar aslında toplumun kendi saçmalıklarını ayna gibi yansıtır.
Her kitabında mutlaka kadın-erkek ilişkilerinden aile yapısına, toplım yozlaşmasından bilimsel düşüncenin toplumsal karşılık bulamayışına kadar pek çok konuda ince taşlamalara yer verir Gürpınar. Kitabın üslubu tipik Hüseyin
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. 1925-1927 yılları arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı derginin yazarları arasındaydı. Sonraki çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi.
Edebiyat hayatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasıyla anlatır. Servet-i Fünûncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar. Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır. Bağımsız sanatçılardan biri olarak da anılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları ve öyküleri yeni nesiller tarafından da kolayca anlaşılabilmesi için 1960 sonrasında içinde Mustafa Nihat Özön'ün de yer aldığı bir edebî kurulca sadeleştirilmişti. Bu sadeleştirme kimilerince yerinde bulunurken kimileri de özgün dilin dokunulmadan bırakılması gerektiğini savunmuşlardı.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Hüseyin_R...