Eski atalarımız Gök Türklerde kağanın, kızdırılmış demiri örse koyup çekiçle dövdüğü gün, kimbilir kaç yüzyıla dayanan millî bayram günü idi. Demiri eriterek kurtulmayı, belki Ergenekon'dan çıkışı temsil ediyordu. Bunun hangi güne rastladığını kesin olarak bulmak sure-tiyle yeniden bayramı yapmak çok yerinde olur. Bu bir millî tarihe yöneliş, geleneğe dönüş olacaktır. 23 Mayıs 1040 günüt Selçukluların kazandığı büyük Dendânekan zaferinin ve Selçuklu devletinin kuruluş günüdür. Bugünkü Türkiye, bu Selçuklu devletinin devamıdır. Gerçi bazı tarihçiler yalnız Anadolu Selçuk-lularını Türkiye olarak kabul ediyorlarsa da ben bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü bir devlet daima aynı sınırlar içinde kalmaz. Türkiye, ilk kurulduğu toprakları kaybedip sonradan aldığı ülkelerde tutunmuş olmanın özelliğine sahiptir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt zaferi şan ve şeref, aynı zamanda millî şuur bakımından millî bay-ram olacak bir gündür. 26 Ağustos aynı zamanda Büyük Taarruzun da başladığı gündür. 30 Ağustos 1922 Başkumandan (Rum Sındığı) sava-şının kazanıldığı gündür. Türkiye'nin kuruluş senesidir. 13 Eylül 1921 Sakarya Zaferi bir "Sath-ı müdafaa" savaşıdır. Bir kahramanlık destanıdır. Sonuçları bakı-mından da çok büyüktür. Bu zafer yalnız Türkiye'de değil bütün Türk dünyasında sevinçle kutlanmıştır.
Sayfa 41 - 42 Ötüken, 28 Mayıs 1966·Kitabı okuyor
arabesk kültür draması- öğrenirler 30 da :D
Ah gençlik, cahillik! Keşke biri acı çekmenin, insanı haklı kılmayacağını söyleseydi onlara.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Henry Ford “İnsan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır” diyor. Biz bu ülkede 18 yaşında yaşlanmaya başlıyoruz, 30'larda ölüyoruz, 70 yaşında gömülüyoruz.
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Alıntı
"Bir kimse çok istiğfâr ederse, Allah onu her gamdan kurtarır. Her darlıktan ona çıkış yolu nasib eder. Onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır." (İbn-i Mâce, Zühd, 30)
Nefis İstikamet Sevmez
Nefis sürekli rahat ister. Disiplinden hoşlanmaz. İbadeti ertelemek ister, tövbeyi geciktirmek ister, insanı gevşetmek ister. Bu yüzden istikamet biraz da nefse rağmen yürüyebilmektir. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin derler." (Fussilet, 30) Ayette önce iman zikrediliyor, ardından da istikamet. Çünkü inanmak başka, o iman üzere yaşayabilmek başkadır. İnsan doğruyu bilir ama nefsine yenilir. Bazen hakikati sever ama dünyanın cazibesi onu yavaş yavaş başka yerlere çeker. İşte istikamet; bütün bu savrulmalara rağmen yeniden yönünü Allah'a çevirebilmektir. Belki de hakiki kulluk biraz budur: Her şeye rağmen yeniden Allah'a dönebilmek... Yorulsa da bırakmamak. Dünyanın içinde yaşarken kalbini kaybetmemek..
Din
Osmanlı İstanbul'da eser bırakır, Anadoluda yok
Zaafın gözle görülür kanıtı Osmanlı'dan günümüze kalan mimari mirastır. Kanuni çağı başkentte Süleymaniye gibi gör­kemli bir projeye imza attı (1551-57). Taşrada ise her kentte fetihten kısa bir süre sonra inşa edilmiş bir adet tek kubbeli cami dışında Osmanlı'nın ihtişam dönemine ait çok az iz vardır. Camiler, önceki dönemin aksine, mimari özgünlükten yoksun­dur; merkezden gönderilmiş bir şablonu düşündürürler. 1520-30'ları izleyen üç yüz yılda Anadolu ve Rumeli kentlerinde mü­tevazı bir çarşı ve bir kibritlik canı olan ahşap konaklar dışında mimari canlılık eseri görülmedi.
Sayfa 106·Kitabı okuyor