35)Gök(Cev)
Başka bir nüshada "sema", yani gökyüzü denilir ki, her ikisi de aynı anlamdadır. Burada insan, karanın baskısından kurtularak havada uçmayı temenni eder. Görür ki, havada uçmaktan acizdir. Bu hal onu isteksizliğe ulaştırır.
36)Dağ(Kurh)
Bir diğer nüshada "cebel" yani dağ olarak geçer ki her ikisi de aynı anlamdadır. İnsan dünyayı sevimsiz ve kerih görür, kendini kerih görür, hayatı kerih görür ve nahoş bulur. Artık ölümü temenni etmeye başlasa bile onu bulamaz. Bu durum kendisini acizliğe ulaştırır.
37)Acizlik(Acz)
Acz derken kastedilen şey, kendine fayda verememek ve içinde bulunduğu durumdan kendini kurtaramamaktır. Bu durumda insan acizliğini itiraf eder. Bu hal kendisine eşlik eder, gücünden ve kuvvetinden soyutlanır. Bu durum onu amaçlanan talebe ulaştırır.
İnsanoğlu kendi vücûdunu ısıran bir sineğe bile kızıp onu cezalandırmak istemekte, diğer taraftan da bir kahvenin hatırını kırk yıl saymaktadır. Dolayısıyla kendisinden bir ömür boyu sâdır olan müsbet ve menfî davranışların Allah indinde karşılıksız kalacağını düşünmek kadar abes bir gaflet olamaz. Zira bu dünyada zālimin zulmü, mazlumun âhı; kâfirin küfrü, mü'minin de îmânı vardır.
Cenâb-ı Hak buyurur:
"İnsanoğlu başıboş bırakılacağını mı sanır?" (el-Kıyâme, 36)
Sayfa 167 - Erkam Yayınları, İstanbul 1434 / 2012·Kitabı okuyor
İnsanların pek çoğu, başlarına gelen musibetler hususunda Allah'ın istediği tavrı göstermiyorlar. Oysa Kur'an'ın pek çok ayetinde imtihanlar karşısında, gereken tavrı göstermemenin kötü bir durum olduğunu okuruz.
Bazıları vardır ki imtihan karşısında bir türlü gereken tepkiyi verip ondan yararlanamaz: "Hiç değilse bu zorluk ve musibetler başlarına geldiğinde boyun büküp yalvarmaları gerekmez miydi? Fakat tam aksine kalpleri iyice katılaştı. Şeytan da onlara yapmakta oldukları günahları süsleyip püsledi." (Enam, 43); "Gerçek şu ki biz, onları, azap ile kıskıvrak yakaladık. Buna rağmen Onlar yine de Rablerine boyun eğmediler." (Müminûn, 76);"Onlar her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar." (Tevbe, 126)
Bazıları da vardır ki bir imtihanla yüzleştiğinde hemen ümitsizliğe düşer: "İnsan, nefsi hesabına iyi ve güzel şeyler istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise ümidini büsbütün kaybeder." (Fussilet,49); "Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizliğe düşüverirler." (Rûm,36) "Başına bir kötülük geldiğinde ise derin bir ümitsizliğe düşer." (İsrâ, 83)
Bazıları ise bir musibetle sınandığında daha da nankörleşir: "Fakat kendi elleriyle işlediği günahlar yüzünden başına bir kötülük gelince insan, gerçekten tam bir nankör kesilir." (Şura, 48) "Ama biz; o dirilmiş araziye kavurucu bir rüzgâr göndersek de onlar, o yemyeşil bitkileri sararıp solmuş görseler, ardından yine nankörlük etmeye başlarlar." (Rûm, 51)
Kalbimiz daralıyor, göğsümüz sıkışıyor. Her şeyin bittiğini, anlamsızlaştığını sandığımız o karanlık anlarda feryat ediyoruz: "Bana kim yardım edecek?"
Tam bu tıkanma noktasında, tazeliğini yitirmeyen o ilahî hitap, bir meltem gibi ruhumuza üfleniyor sanki: "Allah kuluna kâfi değil midir?" (Zümer, 36) Bu ihtişamlı teselli, farkındalığa da vesile oluyor. Şöyle ki; cüz-i irademizle çözeceğimiz sorunlarla uğraşırken geride kalan, müdahalemiz dışında olan durumları da kendi zayıf omuzlarımıza yüklüyoruz ve asıl sığınağımızı unutuyoruz. Karmaşık, kaotik iniş-çıkışlarımıza karşı kuşanacağımız yegâne zırh, İşte bu ayetin gölgesindeki tevekkül ve teslimiyettir.