Biliyor musunuz, ben çocukken yetişkin olan hiç kimse şimdi hayatta değil. Bu durumda ben de, bir çocuk olarak, ölüyüm. Yakında bir gün, belki 40 yıl sonra, beni tanımış olan hiç kimse sağ kalmayacak. İşte o zaman gerçekten ölmüş olacağım-hiç kimsenin belleğinde var olmadığım zaman.
Dünya çapındaki toplam üretim de %40'ın üzerinde bir düşüş yaşamıştı. Dünya'da para dönmüyor, Amerika, alacaklarının hiçbirisini toplayamıyordu. Kara Perşembe yaşanmış, borsa çökmüş, binlerce banka ve şirket batmıştı. Artık Amerika'da insanlar çocuklarını satışa çıkarıyorlardı. O buzlu badem jenerasyonu birden işsiz kalıp yiyecek ekmek bulamaz hale gelmişti. Kiliseler ve yardım kuruluşları sokaklarda milyonlarca aç insana çorba dağıtıyordu.
35-40 yaş aralığı olarak belirlediği bu aşamada eşiği geçmek istemeyen ve hâlâ eski tutkularının peşinde dolanan insan kısırdöngüye hapsolmuş bulur kendini. Çemberden çıkmak için geride neyi bırakmalıyım sorusunu sormalıdır kendine. Personasından kurtulmalı, gölgesini başkasına yansıtmak yerine onunla uzlaşmalı, gölgenin ürkütücü doğasıyla yaşamayı öğrenmeli, bilinçdışındaki arketiplerini fark ederek onları bilinç düzeyine getirmelidir. Bu tek bir hayatın içine sığmayacak kadar büyük bir uğraştır belki de ancak yine de denemeye değecek kadar kıymetlidir.
Yaşamın ikinci yarısı enantiodromianın meydana geldiği eşiktir. İnsanı iç hesaplaşmaya iten bir kriz anıdır bu. Gençlik tutkularının cazibesini ve parlaklığını yitirdiği bu dönemde şimdiye dek ne elde ettim, bundan sonra ne yapacağım sorularının içinde kalır insan. 40 yaşından sonrası için okullar kurulmalıdır derken Jung’un kastettiği tam olarak budur. O güne dek uykuda kalan kişilik uyanmak ister. Ancak sancılı bir doğumun arifesidir insan için. Keşfedilmemiş benliğin uyanış vaktidir.