Allah 'Yürü yâ kulum!' demedikçe bir insanın kazanması mümkün değildir. Bu cümleyi günde en az 40 defa tekrar etmeni öneriyorum. Bu seni yüce bir beklentiye mahkum eder ki kuşu tuttun demektir. Bir daha da iflah olmazsın.
Kur'ân Müslümanı: İnanmaları için İsa'nın mı inmesi lazım, Kur'ân yetmiyor mu? Ayrıca İncil'de de İsa'nın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna dair pek çok cümle var.
Gelenekçi: Hangi cümleler bunlar, bazılarını gösterir misiniz?
Kur'ân Müslümanı: Buyurun okuyalım:
Matta, 13/57: "Ve gücenip O'nu reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: "Bir elçi, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez."
Matta, 21/11: "Kalabalıklar, "Bu, Celile'nin Nasıra Kenti'nden elçi İsa'dır" diyordu."
Matta, 21/46: "O'nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O'nu peygamber sayıyordu."
Luka, 24/19: "İsa onlara, "Hangi olup bitenleri?" dedi. O'na, "Nasıralı İsa'yla ilgili olayları" dediler. "O adam, Tanrı'nın ve bü-tün halkın önünde gerek söz, gerek eylemde güçlü bir peygamberdi."
Yuhanna, 7/40: "Halktan bazıları bu sözleri işitince, "Gerçekten beklediğimiz peygamber budur" dediler."
Matta, 1/17-18: "Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: "İşte Kulum, O'nu ben seçtim. Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Kulum O'dur. Ruhum'u O'nun üzerine koyacağım, O da adaleti uluslara bildirecek."
Bu noktada İncil'den daha pek çok delil gösterilebilir. Bu cümleleri gören Hıristiyanlarda, İsa'nın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna dair tam bir kanaat oluşur. İçlerinde oluşan bu kanaate rağmen İsa'yı Tanrı saymaları kıyamet günü aleyhlerine delil olur.
Günler oraya buraya dağılabilse, mesela pazartesi 40, salı 9, çarşamba günü 81 yaşında olabilsek, her şey daha kolay olabilirdi. Böylece her şeyin geçici olduğunu idrak eder yaşam boyu kaç versiyonumuza dönüştüğümüzü anlayabilirdik.
İstanbul, Bursa, Edirne, Sofya, Selânik, Atina gibi önemli şehir-ler bir yana bırakılırsa, şehirler az nüfusludur (genellikle 2.000 hâne altında); Rumeli'de en büyük şehirlerden Selanik 4.803, Atina 2.297, Niğbolu 1.343, Serez 1.093 hâne idi. Bizans'ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul, Fâtih'in büyük çabaları sonucunda 1478'de yapılan bir sayıma göre 14.803 (8.953'ü Müslüman) hâne ile Balkanlar'ın ve Anadolu'nun en büyük şehri durumuna geldi (hâne'yi 4 nüfus kabul edersek bu 60.000 kişi olur, vergiden muâf olanlar eklenirse 70.000). 16. yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80.000 hâne'yi aşkındır. 17. yüzyıl sonlarına doğru İstanbul, yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta-Doğu'nun en büyük şehri oldu. O zamanlar, İstanbul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun, 3 milyon kuzu ve 200.000 öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği he-saplanmıştır. Bu yiyecek ve içeceklerin önemli bir kısmını Rumeli sağlardı. Dobruca kırı, kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul'un buğday ambarı haline gelmiş, orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. Öbür yandan, bütün Türk şehirleri gibi, İstanbul da zenginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş, kırsal kesimden ve imparatorluğun her yönünden erzak ve para Osmanlı pâyitahtına akmaya başlamıştır. Özetle, eski Roma gibi İstanbul da büyük pazar olarak imparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır.
Sayfa 202 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
6 beygir ya da 40 adam; düşüncesizce kurban edilen askerler, ölüme yollanan Yahudiler. Ve trenler boş dönmesin diye fabrikalar için tutsaklar doldurulur vagonlara: bir anda ilkel ulus diye ilan edilen şu ya da bu ulusun erkekleri, kadınlan ve çocuklarıdır bunlar.