17) Pişmanlık (Hasret) Kişi pişmanlık hisseder, mahrum kaldığı veya kaçırmış olduğu işler hakkında hüzünlenir. İnsanın pişmanlığı ve hüznü mahrum kaldığı bir şeye dair olup o işe ulaştıracak sebeplere yönelirse bu, sıdk ehlinin (özü sözü bir insanların) hüznüdür. Ebâ Ali ed-Dekkâk (ö. 406/ 1015) böyle bir hüzün hakkında şöyle demiştir: "Hüzün sahibi başka birisinin iki senede katedemeyeceği yolu bir ayda kateder." Kişi kaçırdığı işlerin sebeplere yönelmezse, onun hüznü ve üzüntüsü yalancıların üzüntüsüdür. Başka bir ifadeyle insanın pişmanlığı ve hüznü kaçırdığı işler hakkında iken telafi etmesi mümkün olup gereğini yerine getirirse, bu hüzün dürüst insanların hüznüdür. Onu elde etmek için harekete geçmezse, onun hüznü yalancıların hüznüdür. Râbia el-Adeviyye'nin (ö. 185/801 [?]) "Çok kederliyim." diye feryat eden birini duyduğunda ona şöyle söylediği aktarılır: "Senin hüznün pek az! Hüznün dürüst olsaydı, böyle rahat oturma imkânın olmazdı." Bundan dolayı yerine getirme imkânı varken ibadetin kaçırılması nedeniyle üzülmek, kendini aldatmanın alametidir. İnsanın üzüntüsü yalancıların üzüntüsü gibiyse böyle bir üzüntü ona fayda vermek yerine kötü ahlaka ulaştırır.
Sayfa 57
Din
Bütünüyle temizlenmemiz için de işe önce lâ ilahe illallah’tan başlamamız gerekir; yani “Allah’tan başka ilah kabul etmiyorum. Benim ilahım Allah’tır. Beni yaratan, üzerimde bir muradı olan, beni yeryüzüne halife kılan, bana haydi kulum, yeryüzünde benim seni yarattığım gibi tertemiz olarak beni temsil et diyen odur” dememiz lazım; çünkü lâ ilahe illallah dediğimizde diğer ilahları ve insanların bize öğrettiği her şeyi reddetmiş oluruz. Yolun başı da sonu da lâ ilahe illallah’tır ve bütün ibadetlerimiz sadece lâ ilahe illallah diyebilmemiz içindir. Mesela; namaz kılarken ihdinas sırâtel mustakîm: “Bizi sırât-ı mustakîme (sana gelen dosdoğru yola hidâyetçinle) hidâyet et! Sırâtallezîne en’amte aleyhim:406 “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin (nebîlerin, sıddıkların, şahidlerin ve sâlihlerin) yoluna” deriz. O zaman soralım; yolda değil miyiz ki her namaz kılışımızda Allah bunu bize devamlı tekrar ettiriyor? -Evet, yoldayız, zaten bunu yolda olanlar söylerler; ama Allah bunu devamlı tekrar ettirerek bize “bak, dikkat et, her anda yolda olduğunu ve nimet verdiğim kullarıma tâbi olman gerektiğini bil! Hayatı yaşarken sırat-el mustakimde olabilmen için nebîlere, sıddıklara, şahidlere, salihlere uyman gerektiğini anla! Her an önüne bir imtihan gelir ve senin de her anda sırat-el mustakimde olup onların yaptığını yapman ve bunu da bir an bile unutmaman gerekir” buyurur. Bu yüzden günde kırk defa Fâtiha Sûresi’ni tekrar ederiz.
Sayfa 379·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
To counter Alaric’s threat to Italy, the Romans had withdrawn most of their troops from the Rhine frontier in 406 and from Britain the following year. The momentous consequence of this action was a flood of Germanic tribes across the defenseless frontiers. The Vandals pushed their way through Gaul to Spain and, after pressure from the Visigoths, moved on to Africa. In 455 a Vandal raiding force sailed over from Africa, and Rome was sacked a second time.
Şimdi sözünü ettiğim dört zindanın ne olduğu açıklığa kavuş­muştur. Bu çeşitli ideoloji ve öğretiler topluluğunu dört belirlenimde özetlemek mümkündür: Birincisi; irade sahibi, bilinçli ve yaratıcı insan, ilk belirlenimin, tabiatın zorlamasının, baskı gücünün altında tutsaktır. Natüralizm de tabiata çok dayanmaktadır ki büyük ölçüde doğrudur. İkinci belirlenim, yani zorlayıcı güç, tarihin cebridir. Tarih felsefesi buna dayanmaktadır. Ralph Waldo Emerson'a (1803-1 882-Çev.) "Tarih nedir?" diye sorulunca: "Hangi şey tarih de­ğildir ki? Var olan her şey, tarihin ürünüdür." diye cevap vermiştir. Tarihin esas ve temel etken olduğunu ileri süren yakla­şımda, insan olarak benim neliğimin ve mahiyetimin yaratıcısı, benim tarihimdir. Tarihim benim elimde olmadığına göre ben de kendi elimde değilim. Üçüncü belirlenim sosyolojizmdir -toplumun asaleti-. Birey yoktur, bireyi toplum yaratmaktadır, diyen görüş, Sosyolojizm kuramıdır. İnsan, "olmak" gelişimi boyunca , yani be­şerlikten, beşer durumundan insan olma merhalesine intikal süreci boyunca bu belirlenim güçlerinden kurtulabilir. Örneğin coğrafyanın asaleti, yani temel etken olduğu görüşü, 19. yüzyılda sosyolojide kayda değer bir önem kazanmıştı. Hatta İbn Haldun (ö. 1 406-Çev.) da her toplumun, doğal coğrafyasının gerektirdiği şekilde yaşayacağını ileri sürüyordu -doğru da söylü­yordu-. Fakat bugün, durum böyle değildir. Bugün insan geliş­tiği, tekamül kazandığı ölçü ve boyutta bu belirlenimlerden, bu zorlayıcı etkenlerin elinden kurtulabilir. Maksadım, bu zindan ve belirlenimlerin olmadığını veya bunların asla etkisinin olmadığını, insanın tarih! süreci boyunca istediği biçimde , seçtiği ve düzenlediği şekilde yaşadığını söylemek veya iddia etmek istemiyorum. Tersine , demek istiyorum ki bir hayvan şekliyle Sosyolojizmin,
Sayfa 136
Felsefe
Peki ya Machiavelli'ye 406 yıl sonra Mustafa Kemal Şoku?
Ama bir kez Türk'ü yener ve ordularını yeniden toparlayamayacağı biçimde onu bozguna uğratırsa hükümdarın soyu dışında çekineceği bir şey kalmaz: Hükümdarın soyu ortadan kaldırılınca korkulacak hiç kimse kalmaz, çünkü başkalarının halk nezdinde hiçbir itibarı yoktur...
Sayfa 51·Kitabı okudu
Alıntı
[*]اِذَا جَاءَ الْقَدَرُ عُمِىَ الْبَصَرُ hükmünü icra eder. Kader söylese iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz'î susar. [*]"Kader gelince göz kör olur." (Beyhakî, Şuabü'l-Îman, 1:233; Ayrıca bk. Müsned, 5:234; el-Heysemî, Mecmu'z-Zevâîd, 10:146; İbni Hacer, el-Metâlibü'l-Âliye, 3:234; el-Hâkim, Müstedrek, 2:405, 406.)
Sayfa 56 - Rnk Neşriyat, İstanbul - 2023
Din