10/10
·162 syf.·
2026 77. kitabı
Risale-i Nur Müellifi Said Nursi, Hayatı, Eserleri, Mesleği Eşref Edip Eşref Edip Fergan, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan süreçte fikir hayatında iz bırakmış mühim bir kalemdir. Özellikle Mehmet Akif Ersoy ile birlikte çıkardıkları Sebilürreşad dergisi, dönemin düşünce dünyasını anlamak açısından önemli bir mecra olmuştur. Yazarın kalemine olan aşinalığım, daha önce okuduğum Kara Kitap adlı eserine dayanıyor. Bu eserinde tek parti dönemini ele alış biçimi, Eşref Edip’in meseleleri kendi perspektifinden, açık ve cesur bir üslupla değerlendirdiğini göstermişti. Bu esere gelecek olursam... 162 sayfa olmasına rağmen eser, Said Nursî’nin hayatını ana hatlarıyla ve derli toplu bir şekilde sunan kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor. Kitap yalnızca klasik bir biyografi değil aynı zamanda Nursî’nin eserlerinden, bölümlere yer vererek okuyucuya doğrudan onun fikir dünyasına temas etme imkânı sağlıyor. Bunun yanında, dönemin farklı kalemlerinden yazıların eklenmiş olması da eseri zenginleştiren bir unsur. Özellikle benim her okuduğumda keyif aldığım, Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Said Nur ve Talebeleri” başlıklı yazısı, etkileyici üslubu ve derinliğiyle dikkat çekiyor. Eserin son bölümünde ise Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin mahkeme süreçleri ve aldığı beraat kararlarına yer verilmesi, onun hayat mücadelesinin hukuki boyutunu da gözler önüne seriyor. Bu kitabı okurken en çok dikkat çeken hususlardan biri, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin farklı dönemlerde sergilediği tutarlılık ve güçlü iradedir. Osmanlı’nın son döneminde II. Abdülhamid’e karşı siyasi tavrından, 31 Mart Vakası sonrasında yargılandığı süreçteki duruşuna, I. Dünya Savaşı yıllarında Rusya'da esaret altındayken Grandük
Din
Risale-i Nur Müellifi Said Nursi, Hayatı, Eserleri, MesleğiEşref Edip · Sözler Neşriyat · 19901 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 12. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2025 15:14
Aristoteles’in düşünce sistemi, varlıkları dört neden (madde, form, fail ve erek neden) ile açıklayan doğa felsefesine dayanır. Ona göre bir şeyi bilmek, onun nedenlerini bilmekle mümkündür. Bu yaklaşım etik anlayışının da temelini oluşturur: Her varlık gibi insan da belli bir amacı gerçekleştirmek üzere vardır ve bu amaç, insan doğasına özgü olan “akla uygun yaşamak”tır. İnsanın potansiyelini gerçekleştirmesi, Aristoteles’in entelechia adını verdiği kavramla açıklanır. İnsanın özü akıl olduğu için, bu potansiyel de akılla yaşamakla gerçekleşir. Bu yaklaşım, etikle siyasetin neden birbirinden ayrılamayacağını da açıklar: Çünkü iyi bir birey olmak, aynı zamanda iyi bir toplum düzeni içinde var olmaktan geçer. İyi bir siyasetçinin görevi, bireylerin erdemli bir yaşam sürebileceği bir toplumsal düzen kurmaktır. 2. Erdem, Eylem ve Mutluluk Aristoteles’e göre etik, teorik değil, pratik bir uğraştır. Erdemli olmak, bir dizi soyut bilgiye sahip olmak değil; belli bir şekilde yaşamayı alışkanlık haline getirmektir. “Ne doğuştan erdemli doğarız ne de doğuştan kötü,” der Aristoteles. İnsan, doğası gereği erdemleri edinmeye uygundur fakat bu erdemleri kazanmak ya da yitirmek alışkanlık yoluyla olur. Eylem ve alışkanlık, erdemin yapı taşlarıdır. Cesaret, ölçülülük gibi erdemler ancak eylemle, tekrarla kazanılır. Dolayısıyla erdem, sadece bir niyet değil, bir eylem tarzıdır. Kişi ancak tutkularını aklın rehberliğine teslim ettiğinde ve akılla yönetilen tepkiler verdiğinde erdemli olabilir. Bu, Stoacı düşünceyle de kesişir: Marcus Aurelius, başına talihsizlik gelmemiş insana acıdığını çünkü erdemlerini test etme fırsatı bulamadığını söyler. 3. İrade, Bilinç ve Ahlaki Sorumluluk Aristoteles iradeyi, salt bir istekten ayırır. Ona göre phronesis (pratik bilgelik), düşünce ve
Nikomakhos'a EtikAristoteles · Bilgesu Yayıncılık · 20071,465 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·216 syf.··
2025 2. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 00:12
“Bütün kadınlar güllerin kanına boyanmıştır.” Marcel Proust Alper Canıgüz beşinci romanı olan Kan ve Gül arka kapak yazısında da yazdığı üzere epey hareketli, ziyadesiyle hazin ve hayli komik fantastik bir polisiyedir. Çok katmanlı anlam ve kurgu üzerine kurulu anlatıda ana karakter olan Aziz romanda, durağan bir hayat süren ve ucuz aşk romanları basan ikinci sınıf bir yayınevi için çalışan bir çevirmendir. Aziz, mezun olduğu üniversitenin gösteri salonunda kızının dans gösterisini izlerken bir yangının ortasında kalır ve birden zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine yani 1994 yılına döner. İkilemler içindeki Aziz için geçmişe giden ve “düğümlenmiş hayatını yola koyabilmek için düğümden başlayıp oradan çözmeye” başlayacağı geçit, sahibinin İskender Doğan olduğu Kan ve Gül Kuru Temizleme dükkânıyla açılır. Kaderini ele geçirme farkındalığı içinde olan Aziz bu şekilde hem geçmişi hem de geleceği değiştirmeye ve böylelikle geçmişte gerçekleşen bir cinayeti önlemeye çalışır. Bu kurgunun içinde ana karakterin bir çevirmen olması ve bir dedektif edasıyla geçmişte kalan karmaşık olaylara aydınlık kazandırma çabası dikkat çekicidir. Romanda iki anlatım düzlemi saptamak mümkün: Birinci düzlemde kahraman figürün asıl hayatını anlatan çerçeve hikâye yer alırken, ikinci düzlemde zaman yolculuğunun gerçekleştiği ve ilginç olayların meydana geldiği iç hikâye yer almaktadır. Romanda incelenmesi gereken bir başka karakter de Abdül’dür. Her ne kadar eski tiyatro grubundan arkadaşları onu tanısa da, Aziz ancak geçmişe yolculuk yaptığında öldürüldüğü söylenen sosyopat Abdül ile tanışır. Gelecekte neler olacağının bilinciyle geçmişi sürekli olarak
Kitap Simyacıları
Kan ve GülAlper Canıgüz · April Yayıncılık · 20178,9bin okunma
Müze mi? Roman mı?
7/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum..." ile başlayıp "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım. " cümlesi ile son noktayı koyan, mutluluğun sadece asırlardan beri toplumsal olarak bize telkin edilmiş yöntemlerle varilabilecek bir erek olmadığını tokat gibi yapıştıran bir son oldu. Orhan Pamuk ile ilk defa Masumiyet Müzesi eseri ile tanıştım. Popüler bir eser oldugu icin ve mânasını müzeye taşıdığı için içimde beklentileri manevi yönden yüksek bir eserdi. Eser Yetmişler Seksenler Türkiyesini işliyordu. Hikaye çok klasik bir hikaye zengin iş insanı Kemal ve kendisinden 12 yas küçük, çocukluğunu bildigi uzaktan akrabası Füsun'un aşkı işleniyor eserde. Füsun'un serpildigini gördüğü demlerde nişanlanacak olan Kemal yine bir yesilcam edası ile evlilik arefesinde ikinci bir kadına aşık olur. Dönemin şartlarında bekaret -simdi de kısmen önemli görünse de- pek bir mühimdir ama Füsun bunu pek düsünmeden defalarca kendini Kemal'e teslim eder. Kemal müstakbel nişanlısı Sibel'e hayatında bir kadın oldugunu ve Füsun'a aşık olduğunu belirtir. Sibel sarsılsa da Kemal'in bir nevi hastalığa tutulduğunu düşünür ve bunu beraber aşacaklarına inanır lakin bu yolda başarı elde edilemez. Nişanın oldugu gece Füsun'u seneler sonra tekrar görene kadar son defa görmeye mahkum edilir Kemal. Nişandan sonra Füsun ve ailesi sırra kadem basarlar, yoğun duygularla baş edemeyen Kemal hummalı bir sürece düşer; işini salar, ailesine özen göstermez, arkadaşlarının muhitinden uzaklaşır ve nişanı atar. Aylar sonra Füsun'u bulmustur ama Füsun artık "evlidir" ve mutluluk rollerine bürünür Kemal "abisi"ne. Fakat cok uzun sürmez çünkü mutsuz bir evlilik vardır bekaretini kaybettiği icin vaktinde onu seven ise yaramaz kilolu ve istemedigi Feridun'a mahkum kalmıştır. Annesi babasi ve Feridun ile
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Heidegger'in Nietzsche'si
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2022 14. kitabı
"Nietzsche beni mahvetti." - Martin Heidegger Bu müthiş derleme, bu sözlerle karşılıyor bizi. Nietzsche hangimizi mahvetmedi ki? Heidegger'e ait Nietzsche incelemeleri ve büyük düşünürlerin Heidegger'in Nietzsche'sini araştırdıkları mühim makalelerle dolu bir derleme. Bu derleme ile birlikte, kaçınılmaz olarak, Heidegger'e daha da çok hayranlık duyuyorum. Nietzsche'nin birçok eserini okudum ve elbette "beni de mahvetti" Ancak Nietzsche'nin böylesine derin bir okumasını yapabilmek… Bu eser, okuyucuya bazı noktalarda Nietzsche'yi Heidegger'den daha derin okuyabilecek birinin bulunmadığını düşündürtüyor. Bir yanda, beni her türlü dogmalarımdan uyandıran bu insan, Zerdüşt'ün yaratıcısı, bir büyük arkeolog Friedrich Nietzsche. Diğer bir yanda onu inceleyip analiz eden bir başka büyük deha, 'Düşünme Sanatı'nı hayranlık uyandırıcı bir şekilde icra eden, Dasein'ın yaratıcısı, Varlığın Çobanı: Martin Heidegger. Sunuş bölümünde Heidegger'in Nietzsche'sinin önemine değinilir. Nietzsche'nin Heidegger felsefesindeki yeri ile ilgili literatürdeki eksiklik ve bu derlemenin gayesi ile ilgili kısa bir açıklama bulunur. Sonrasında ise, 2'si bizzat Heidegger'e ait olmak üzere, 13 adet makale bulunur. Bu 13 makaleye de kısa bakışlarda bulunacağım. 1. Nietzsche'nin Zerdüşt'ü Kimdir? - Martin Heidegger "Varlığın karakterini oluşa mühürlemek" -bu en yüksek güç istencidir. - F. Nietzsche Heidegger'e ait olan bu çalışma, Nietzsche'nin, Zerdüşt aracılığı ile bize ne söylemek istediğinin analizini içerir. Zerdüşt, intikamcı ve bu yüzden özgür olmayan istemeye karşı çıkar. Dünya'ya, gelip geçici, yanıltıcı ve bu yüzden değersiz gözle bakan insan, onu yok oluşa sürükler. "Dünyevi, yeryüzüne ait her ne varsa, gerçekte olmamalıdır ve aslında gerçek Varlıktan yoksundur." Oysa Zerdüşt'ün amacı,
Heidegger'in Nietzsche'siKolektif · Ayrıntı Yayınları · 201917 okunma
Yaşam Üzerine Teoriler: Nasıl Yaşamalı?
Puan vermedi·408 syf.··
Beğendi
·
2022 29. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2022 04:34
Günümüzde felsefe, hiç de öyle olmamasına rağmen, sanki yaşamdan apayrı düşen ve yalnızca ideallerle ilgilenen soyut bir düşünce etkinliği olarak düşünülür. Evet, felsefe kavramlar üzerinden olması gerekene dair çıkarımları kapsar ancak olmasına gerekene geçmeden önce olgularla ilgilenir. Somuttan soyuta, soyuttan tekrar somuta şeklinde devam eden bir döngü içerisindedir. O halde felsefe, en nihayetinde yaşam içindir: daha iyi yaşamak içindir. Keza İlk Çağ’dan itibaren filozofların uğraşısı önce doğayı, sonra kendilerini ve İnsanı anlamaktır. Postmodernizmin temel düsturu, hiçbir ideolojinin rasyonel ve bir diğerinden daha meşru olmadığı ve insan doğası hakkında genel/nesnel gerçekler olmadığıdır. Evet, hiçbir ideolojinin bir diğer ideolojiye nispetle meşru olduğunu söylemek gerçekten zordur; ancak bazı ideolojilerin daha işlevsel, daha uygun, daha akla yatkın, daha rasyonel olduğu söylenebilir. Meşru değil diyerek tüm düşünce ürünlerini tek celsede silemeyiz değil mi? Hoş, zaten postmodernizm de silmiyor ancak bu başka bir konu. İnsan doğasına dair ise şunlar söylenebilir: İnsanın doğasına dair nesnel gerçekler yoktur ancak insana dair öznel gerçekler, öznel yaşam biçimleri vardır. Yazgı değil ama kendi yaşamına hakim olma uğraşısı. O halde, insanın özü olmasa da insanın değerli olduğunu söyleyebiliriz. İlk paragrafta felsefenin ilk ereğinin nasıl yaşanması gerektiğine dair bir uğraşı olduğunu söylemiştim. Kitap nasıl yaşanması gerektiğine dair, Konfüçyüs’ten feminist teorilere dek, doktrinlerin kısa bir özeti niteliğinde. Ben ise, o kısa özetlerin de özetini çıkaracağım. 1- KONFÜÇYÜSÇÜLÜK: BİLGELERİN YOLU Çin geleneğinin bir öğretisi olan ve kökeni milattan önce altıncı yüzyıla dek uzanan konfüçyüsçülüğün temel öğretileri kader ve ahlaki yaşam konuları üzerinedir.
Felsefe-Düşünce
İnsan Doğası Üzerine On Üç TeoriKolektif · The Kitap · 201818 okunma