İnsanı okuyan kitap.
9/10
·144 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:28
Bir cinayetin çözümlenmesiyle başlayıp iki medeniyetin çatıştığı; "DEĞİŞİM"in bir sokağa, dolayısıyla bir topluma etkisini sorgulayabileceğiniz harika bir eser. İnsan, kendisinden daha büyük bir toplumsal ve manevi bütünün parçasıdır: “Ben, ben değilim doktor. Ben konağım, mescidim, evliyayım. Benim his yapımda bulacağınız her şey, içinde yaşadığım sokağın teşhisi olacaktır.” (s. 74) Romanda kötülüğün simgesi olan “ONLAR", yalnızca şeytanı veya belirli kişileri değil, insanın içindeki ve toplumdaki karanlığı temsil ediyor. Ve onlar hep vardı, ve onlar inkar edilmemesi gereken düşmanlardı: “Onlar çok önceleri, daha insanlar yaratılmadan önce vardı ve dünyadaydı.” (s. 35) "En sakınılması gereken düşmansa, var olduğu kabul edilmeyendir." (s. 65) Ben kitabı bitmesin diye okudum. Bir yanım herkes okusun, bir yanım ise kimse okumasın istiyor. Seneler sonra tekrar okuyacağımı umuyorum. “Geriye dönüş bizim için aslında ilerleyiş oluyordu.” (s. 40) Keyifli okumalar.
SokaktaBahaeddin Özkişi · Ötüken Neşriyat · 20171,365 okunma
Sustuklarımız çiçeklere emanet..
Puan vermedi·72 syf.··
2026 7. kitabı
Merhaba okur dostlar, Adnan Yücel'in okumuş olduğum 7’nci kitabı Acıya Kurşun İşlemez oldu. Şairin diğer kitaplarına göre daha mı farklı, yoksa benim hayatımdaki zamanlaması mı farklı denk geldi bilemedim doğrusu ama bu kitap biraz farklı vurdu.. Kitapta öyle dizeler var ki, insanı kendi içindeki karanlık dünyasına hapsediyor. Söyler misin? Zindanda çiçekler nasıl yetişir. (s.24) Okurken düşündüm o kadar çıkmazda, o kadar yorgun hissettiğin bir anda, etrafındaki her şey üzerine üzerine gelirken insan nasıl olur da yine de güzellik arar, nasıl çiçek yetiştirir?.. Adnan Yücel bu soruyu sorarken aslında cevabını da veriyor o çiçekler zaten o zindanın içindeki inatla dirençle yeşeriyor... Anlatsam şimdi Bir daha dinleyebilir misin? (s.65) Sanki birine içini dökeceksin ama taşıyabilir mi diye korkup susuyorsun ya, işte tam o an... Adnan Yücel kelimeleri birer yük gibi değil de, birbirine tutunulacak birer dal gibi kullanmış burada. Kitap bittiğinde hissettiğim şey, birinin hayatına misafir olmak gibiydi. Süslü cümleler yok, olduğu gibi anlatmış her şeyi.. Kendi payıma aldıklarım bana yeter! Şiir dediğin de zaten bu değil mi?.. Başkasının acısında kendi yaramızı merhemlemek. Okuyun okutun ama en çok da kendi payınıza düşeni alın.
Şiir
Acıya Kurşun İşlemezAdnan Yücel · Yurt Kitap Yayın · 20121,255 okunma
Reklam
Hata olmayan yerde bereket olmuyordu…
Puan vermedi·528 syf.··
2026 406. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 16:51
Sanırım uzun zamandır bu kadar rahatsız eden ve bir türlü elimden bırakamadığım bir kitap okumamıştım… Ve yine sanırım uzunca bir süre başucumdan ayırmayacağım. Kitap "gölge" kavramı üzerine, jungiyen terapistlerin makalelerinden derlenmiş; 65 makaleden oluşan bir kitap insan doğasının karanlık tarafının ailelerde, yakın ilişkilerde, işte, maneviyatta, politikada, psikoterapide ve sanat gibi bir çok alanda belirdiği şekline kapsamlı bir bakış sunuyor. İnsana ve insanlığa dair pek çok önemli konunun tıp, siyaset, din, sanat, tarih ve farklı disiplinler penceresinden ele alıyor. Bireyi ve toplumu eşzamanlı görmekle kalmayıp bütünsel varoluşa çektiği dikkatle okuyanda bir tamlık duygusu bırakıyor. Gölgeyle Buluşma kendine, dünyaya, insan olma deneyimine ve uygarlığı doğuran tüm dinamiklere bakmak isteyen herkes için cesur bir davet, berrak ve hiç şüphesiz ki rahatsız edici bir ayna. Kitapta gölgemizi nasıl bulabileceğimizden onunla nasıl başa çıkabileceğimize, gördüğümüz rüyaların aslında gölge tarafımızın bize bir mesajı olup olmayacağına gibi farklı konulara yer verilmiş. Sevmediğimiz ve bizimle hiç uyuşmadığını düşündüğümüz bilinçdışı unsur (gölgemiz) ile nasıl dengede hizalanmamız gerektiğini ve hayat yolculuğumuzu daha temkinli yürütebilmemiz konusunda yer yer metafor kullanarak bizlere aktarıyor. Özellikle 10.Bölümün (son bölüm) başında geçen “tekne” metaforu oldukça hoş bir tatla konuyu özetlemek açısından finale doğru vurucu bir etki sağlıyor. Kitabın kendi cümleleriyle; “Gölgenin farkına vardığımız her parçasının bir ağırlığı vardır ve onu teknemize koyduğumuz zaman bilincimiz, o parçanın ağırlığıyla orantılı derecede aşağı iner. Bu nedenle gölgeyle baş etme sanatının püf noktasının teknemizi doğru şekilde yüklemekten ibaret olduğu söylenebilir: Çok az yük
1000Kitap
Gölgeyle BuluşmaKolektif · Timaş Yayınları · 2022308 okunma
Titanik'te rubaileri batmak
Puan vermedi·320 syf.··
2026 81. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 13:10
Kitabı gerçekten beğendim. 4. Kitap kısmında biraz sıkılmış olsam da kitap gayet akıcıydı. Hikayemiz 1072 yılında Semerkant sokaklarında Ömer Hayyam ile başlar. Haksız yere davalık olan Hayyam, kadının ona sunduğu saygı ve sevgiyle başlatmıştır hikayesini. Kadı, Hayyam'a özel üretim bir defteri hediye eder ve bu deftere zaman zaman rubailerini yazan Hayyam'ın sırlarına kapı açmış olur. Dönemin büyük ismi, Selçuklu veziri Nizamülmülk'e ve sapkın tarikatiyle Hasan Sabbah'ın kendini bulma sürecine de ayna tutulması Fedailerin Kalesi Alamut kitabını tekrar okuma isteği uyandırıyordu. Rubailerin daha sonra kaosta kaybolması ve kitabın ikinci yarısında 20. Yüzyıla dönülüp bulunması ve Titanik'e kadarki sürecini başarılı bir şekilde kurgulayan yazarımız temelde doğudaki aydınlara, gelişmelere ışık tutarken bir yandan da patlak veren mezhep savaşları, yozlaşmaları da göz önüne seriyor. Aslında kaybolan ya da bulunan rubailer değil de bir kültür gibi aktarılmış bence. Pek tarafsız olduğunu söyleyemem, Türkler konusunda çok objektif olmadığını düşünüyorum. Okunması gereken eserlerden biri olduğu kanısındayım.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
9/10
·432 syf.··
2026 47. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 19:21
Ba-yıl-dım!Tek kelimeyle harikaydı. Ölümsüzlüğün formülü bulunan bir çağda geçiyor hikaye.Ne açlık ne hastalık ne savaş tehdidi kalmış.Yapay Zeka (Fırtına Bulutu) hayatların merkezinde.Ve hiç de korkulduğu gibi dünyayı esir almış falan değil.Tam tersine insanların hayatlarını kolaylaştıran, sonsuz bilgiye sahip, her bir insanın önemli önemsiz her anısını, her bilgisini arşivleyen yapay bir bellek.İnsanlar mutlu ve huzurlu.Tek problem artan nüfusu belirli bi sevide tutmak.Bunun için de Tırpan adı verilmiş kişiler var.Bir insanın canını alabilecek tek kişi onlar.Kanunların üstünde görülen bir cemiyette aitler.Ama insanlar bunu doğal buluyor, hatta bazıları kutsal bir görev olarak görüyor.Çünkü Fanilik Çağında yılda 60-65 milyon insan ölüyorken, diğer insanların Ölümsüzlük Çağında yaşayabilmesi için sadece 5 milyon insanın öldürülmesinin (devşirilmesinin) tartışılması yapılmaz bile.Belki şu yazdıklarım garip geliyor ama inanın kitabı okudukça o kadar mantıklı geliyor ki.Tam Açlık Oyunları kalitesinde bi hikayesi var.Bi kaç bölümden sonra bi kaptırıyorsunuz kendinizi.O dakkadan sonra geçmiş olsun bitirmeden rahat yüzü göremeyeceksiniz. Özelikle şu günlükler kısmı okuru en çok sorgulatan kısımlar.Altını çizdiğim o kadar çok yer var ki muhtemelen yarısını bile paylaşamayacağım. Hikaye Rowen ve Citra adında iki gencin Tırpan Çırağı olarak seçilmesiyle başlıyor.Onlarla beraber bu cemiyetin içine girmeye başlıyor, insanların bildikleri ile gerçeğin arasındaki uçurumu fark etmeye başlıyorsunuz.Aslında nasıl da içten çatladığını, nasıl yozlaştıklarını, isterlerse nasıl da kuralları çiğnediklerini görüyorsunuz.Bazen geriliyorsunuz bazen heyecanlanıyorsunuz bazen de olaylara şaşırıp kalıyorsunuz.Başta ana karakterlerinin genç olmasının beni rahatsız edeceğini düşündüm ama hiç de öyle
İnceleme
TırpanNeal Shusterman · Juno Kitap · 2024972 okunma
Dulluk ve zorlukları
8/10
·80 syf.··
2026 9. kitabı
Bu romanı çok beğendim. Sizlerin de beğeneceğini düşünüyorum.Tanzimattan beri kötü kadın tiplemesi edebiyatımızda var. Genelde gayri-müslüm kadınlardan oluşturulur zaten kötü kadın karakterler. Namık Kemal’in “İntibah”ı mesela. Nefret etmiştim. Amaç toplumu eğitmek olduğundan, iyiyi/kötüyü yazar, kendi bakışından kendi ahlakından yerleştirir, bariz taraf tutar. Ben de bunu hiç sevmem. Bana göre bu kötü bir edebiyattır. Ahmet Mithat’ın “Dolaptan Temaşa”sını da epey eleştirmiştim. Yine bir tanzimat eseri olan “Dolaptan Temaşa” incelememde bu topraklardaki namusun psikolojik yansıması adında bir bölüm paylaştım. Orada neden sadece kadınların bu psikolojik ve toplumsal baskıyı yaşadıklarını anlatmıştım. İşte o roman kötü bir roman örneğiydi. Bu romansa, “Siyah Gözler” ise aynı toplumsal baskıdan çıkmış iyi bir roman. Romandan önce “Cemil Süleyman’ı” kısa bir tanıyalım. 1886 İstanbul doğumlu. Babası Kaymakam. Dönem karışık bir dönem olduğundan babası bir sürgün, bir görev derken Beyrut - Halep - Sidon dolaşıyorlar ailecek. Ta ki Cemil Süleyman’ın Beyrut’ta TIP okumaya başladığı zamana kadar. O sene annesi kollarında vefat edip, babası da 2 ay bile olmadan akrabadan biriyle evlenince Cemil Süleyman’a Beyrut dar geliyo ve Tıp eğitimini İstanbul’a Mekteb-i Tıbbiye’ye aldırıyor. Edebiyatla ilgili olduğundan İstanbul’da Servet-i Fünun ile yolları kesişiyor. Edebiyat hayatı böyle başlıyor. Ama Cemil Süleyman için hekimlik ve vatani görevler her şeyden önemli hele ki veba salgını varken. Cidde, Karaman, Hicaz, 1.Dünya Savaşı, Yanya, Arabistan, Batum, Kurtuluş Savaşı Antalya, Cumhuriyetten sonra Çanakkale, Samsun. Buralarda hem hekimlik hem askerlik yapmış, Harp Madalyası, Demir Salip Nişanı kazanmış… velhasıl görmüş geçirmiş bir adam. Zaten işte bu doktor olmasından ve Servet-i
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,035 okunma
Reklam
Reklam