Osmanlı da gayrimüslimlerin askerliği
Görevinin ilk günlerindeki hamleleri Birinci Dünya Harbi çıkanaı kadar devam edecekti. Orduyu disiplin altına almak, gençleştirmek ve eşit yurttaşlık yaklaşımıyla herkesin askere gitmesini sağlamak cn büyük idealleriydi. Türk ordusunu hantal görünümünden kurrar- mak için 27 Haziran'da subayların emeklilik yaşları kanun ile be- lirlendi. En düşük rütbeli subay olan teğmen 41, en yüksek rütbeli müşir ise 68 yaşına kadar görev yapabilecekti. Bu uygulamalarla 1908'de 26.310 olan subay sayısı 16.121'e gerilemişti.221 Osmanhı İmparatorluğu'nun ıslahat yüzyılından kalma uygulamalardan ötü- rü Müslüman olmayanların askerlik mükellefiyetleri bulunmuyor- du. Bu durumun önüne 7 Ağustos 1909'da çıkarılan bir kanunlı geçilmişti. Kanunla, gayrimüslimlerin askerlik yükümlülüğünce dahil edilmesi sağlanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nda uzun süre boyunca gayrimüslimler, askerlik hizmetinden muaf tutulmuş ve bunun yerine belirli vergiler (cizye gibi) ödemişlerdi. Ancak bu de- ğişiklikle birlikte, gayrimüslimlerin de Müslümanlarla eşit şekilde askerlik yapmaları zorunlu hale getirilmişti. Düzenlemeye rağmen Hristiyanlar çeşitli bahanelerle Müslümanlarla birlikte askerlik yapmak istemiyorlardı. Balkan Harbi'ne giden süreçte askere alma konusunda düzen bir türlü sağlanamadı. Enver Paşa tüm bu karma- şayı çözmek ve yalnızca 15 milyon Türk'ün omuzlarına yüklenmiş askerlik mükellefiyetini her Osmanlı için geçerli kılmak adına 12 Mayıs 1914 tarihli askerî yükümlülük kanununu yürürlüğe koydu. Osmanlı sülâlesi hariç olmak üzere her şahsın 18 yaşını tamamladığı yılı izleyen mart ayı başında askerliği başlayacaktı.
Sayfa 233 - Kronik
Tarih
Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azablar çeker. O cenneti, cehenneme döner. Veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. (Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin.) Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zeval ve firak onu görmesin. Divanece, muvakkat, ibtal-i his nev'inden bir çare bulur. Çünki meselâ: Vâlide ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere maruz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belalardan kurtaramayan evlâdlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyasen, bu dağdağalı kararsız hayat-ı dünyeviyede o mes'ud zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karabet dahi, hakikî sadakatı ve samimî ihlası ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder. Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak, ortalarındaki münasebet ve şefkat ve karabet ve muhabbet kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever,
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kehf Sûresi 66-67-68.âyetler
66.Mûsâ ona: “Allah’ın sana öğrettiği bu hayırlı ilim ve hikmetten bana da öğretmen için seninle birlikte gelebilir miyim?” diye sordu. 67.Hızır şöyle cevap verdi: “İyi de, sen benimle beraber bulunmaya asla katlanamazsın!” 68.“Hem içyüzünü tam olarak kavrayamadığın ve zâhiren yanlış gibi görünen şeylere nasıl sabredebilirsin ki?!”
Alıntı
İlk ve en büyük çatışmayı 68 tane kelleyi aldığımızda yaşadık. Korktum. Kendi helikopterlerimiz yanlışlıkla bize bomba attı, onların da suçu yok. Tetiğe erken basmaktan dolayı galiba. Attıkları bombalar tepeyi sıyırdı tam bizim önümüze düştü. Allaha çok şükür ölen olmadı..
Sayfa 158 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Şimdi ki erkekleri görseydi ne derdi acaba ?
Ebu Derda (r.a)[68], "çenesi düşük bir kadını gördüğünde şöyle dedi: ‘Eğer bu kadın dilsiz olsaydı, onun için daha hayırlı olurdu.’
Sayfa 42·Kitabı okuyor
"Şüphesiz ki sen yüce bir ahlâk üzerinesin." Kalem suresi 68/4
Sayfa 14 - Çelik Yayınevi·Kitabı okudu