Türkiye deprem riskini ileri sürerek tarihi bir karar aldı ve "Kentsel Dönüşüm" adı altında 1999 depremi öncesi yönetmeliklerine göre yapılan 15 milyon konutun elden geçirilmesini ve belki de yıkılmasını projelendirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıklamalarına göre dönüşüme acil bölgelerden başlanacak ve tüm kentlerin meydanlarından, ulaşımına, altyapısına ve tretuvarlarına varıncaya kadar elden geçirilmesi gerekecek. Bu yıkım nedeniyle Türkiye'nin eline bir fırsat geçtiği de söylenmelidir. Madem deprem riski nedeniyle kentler yıkılacaktır, deprem riski altındaki İstanbul gibi bir kenti Yunanistan'ın nüfusundan daha fazla bir nüfus barındırmak için yeniden tanzime gerek yok. Depremle sarsılacağını bildiğiniz bir kenti belki de mevcut nüfusundan daha yoğun bir ekümenopolis haline getirmenin anlamı yok. Anadolu'ya on beş-yirmi şehir kurmak ve coğrafyayı tarıma dayalı bir üretim politikası ile de değerlendirmek mümkün görülmelidir. Şimdi bazı sayılar vererek deprem korkutması ile gündeme gelen kentsel dönüşüm projesinin hesabının yanlışlığına işaret etmek istiyoruz. Bilindiği üzere 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nde resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı olmuş, 505 kişi sakat kalmıştır. Hasar gören konut sayısı 285.211, işyeri sayısı ise 42.902 kadardır. Resmi olmayan bilgilere göre ise ölü-yaralı sayısı önceki verilerin iki katıdır ve yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi'nde de resmi açıklamalara göre ölü sayısı 845, yaralı sayısı 4948. Depremde hasar gören bina sayısı 3395, ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450'dir. Ilkay Südaş'in 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi nedeniyle Gölcük'ün nüfus yapısı ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifade edilmiştir: "İlçe sınırları içinde nüfusun daha çok kıyı şeridinde
Sayfa 235 - MGV Yayınları·Kitabı okuyor
Sayfa 692-693 Prens Andrey, Rostovlar’dan akşam geç saatte ayrıldı. Alışkanlıkla yattı ama çok geçmeden uyuyamayacağını fark etti. Mumu yakıp yatakta oturdu, sonra kalktı, sonra uykusuzluğunu dert etmeden yeniden yattı; yüreği öyle bir sevinçle dolup yenilenmişti ki, boğucu bir odadan ilahi özgürlüğün dünyasına çıkmış gibiydi. Rostova’ya âşık olduğunu düşünmüyordu; onu da düşünmüyordu; ama onu gözünün önüne getirince tüm hayatı yeni bir ışık altında karşısında beliriyordu. Kendi kendine, “Ne diye dövünüyorum, hayat, tüm hayat her türlü keyfiyle önümde açıkken neden bu dar, kapalı çerçevede çırpınıp duruyorum?” dedi. Ve uzun süre sonra ilk defa gelecek için mutlu planlar yapmaya başladı. Oğlunun eğitimiyle ilgilenmesi gerektiğine, ona bir eğitmen tutup onu bu işle görevlendirmeye karar verdi; sonra istifa edip yurt dışına çıkması, İngiltere’yi, İsviçre’yi, İtalya’yı görmesi gerekiyordu. Kendi kendine, “Kendimi bu kadar güçlü ve genç hissederken özgürlüğümden faydalanmalıyım,” diyordu, “Piyer mutlu olmak için mutlu olabilme ihtimaline inanmak gerek derken haklıydı ve ben artık buna inanıyorum. Bırakalım ölüleri ölüler gömsün, hayattayken yaşamak ve mutlu olmak gerek.”
Sayfa 692 - Savaş ve Barış 1·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
16. Louis'nin sonu
Yargılama 11 Aralık'ta, bizzat Konvansiyon'da başladı. ihaneti reddetmekle beraber, avukatının asıl stratejisi kralın dokunulmaz olduğuydu; fakat vekiller bu dokunulmazlığın ancak anayasal sınırlar içindeki faaliyetlerini kapsadığına karar verdiler. Zaten kanıtlar da sağlam olduğundan, 15 Ocak'ta Louis oy birliğiyle (693'e O) suçlu bulundu. Jirondenlerin son taktiği idamın halk tarafından onayianmasını istemek oldu; taşranın, başkentin radikalliğini paylaşmayacağını hesaplıyorlardı. Ancak bu oylamada da istediklerini elde edemediler. 424'e karşı sadece 283 oy alabilmişlerdi. Oylamanın son ayağı, krala verilecek cezayı belirleyeceği için daha kritikti; 721 vekilin 361 'i idam dedi. Yapılan ikinci oylamada fark daha da açıldı ve 380'e 310 oyla bileti kesilen vatandaş 'louis Capet"nin artık "şah"ane olmayan kafası 21 Ocak 1793'te giyotin sepetine düştü. 'Töhmet altındaki bir kral kurtarılabilir mi? Yargıçların huzuruna çıktığı anda ölü sayılır." diyen Danton yanılmamıştı. Kraliçe'nin, kendisini takip etmesi için birkaç ay daha geçmesi (16 Ekim) ve ortamın daha da gerilmesi gerekecekti. Bu ayların sayısı belki fazla değildi, ancak her biri büyük değişimlere gebeydi.
Kuşluk vakti
Ölüm bozar oyunları Biz bozduk oyununu ölümün Uyandık kuşluk vakti Dokunduk, dirilttik tanyerini Yerinde baktık cıgara Güneş yerinde pencerede Yerinde tabakta peynir Öyleyse, yeniden yaşanır Yeniden yolda traktör Yeniden sevi kuşluk vakti Bir uzun öpüşmedir Yeni günle aramızda Başlamadan gündelik işimize Yokladık adlarını sevdiklerimizin Satı, Elmas, Maviye Hepsi yanıtladı kuşluk vaktinde Ölmedik bir gün daha Türkiye'de, Vietnam'da, Brezilya'da İşe, dövüşe, seviye yer var Kuşluk vaktinden kuşluk vaktine Varlık, Sayı: 693, 1 Mayıs 1967
Sayfa 107·Kitabı okudu
Şiir
Abdullah b. Ömer’in (ö. 73/693) hayatı boyunca rehber edindiği şu ölçü, dertlerin girdabında boğulan her mümin için zamansız bir nebevî reçete mahiyetindedir: “Biz ne zaman bir imtihan ile baş başa kalsak, ya Resûlullah’ın yokluğunu ya da onun (sas) çektiği çilelerin büyüklüğünü hatırlar ve böylelikle kendi derdimizi unuturduk.”
“Abdülmelik’in gerçekleştirdiği önemli işlerden biri de, İslâm tarihinde ilk İslâmî sikkeyi bastırmasıdır. Onun halifeliğine kadar ülkede Bizans ve Sâsânî paraları kullanılıyor, bu yüzden siyasî ve iktisadî sahalarda birtakım sıkıntılar yaşanıyordu. Abdülmelik bu mahzurları gidermek için altın (dinar) ve gümüş (dirhem) sikkeler bastırmak suretiyle, İran ve Bizans paralarını tedavülden kaldırıp para bakımından Bizans’a bağımlılığa son verdi (74-76/693-695). Sikke, Emevîler’den itibaren İslâm dünyasında bağımsızlığın ve egemen bir güç olmanın sembolü olarak kabul edilmiş, devletin başına geçen hükümdarın sikke kestirip (darbedip) hutbe okutması âdetten sayılmıştır.”