7 EKİM ORTADOĞU TARİHİNDE BİR KIRILMA NOKTASIDIR
Gazneliler 2028'den itibaren direniş için rüzgarın İsrail'e doğru estiği günlerde uçurtmaların ucuna yanıcı madde ve Filistin bayrağı bağlayarak salıyorlardı. Hiç kimse ölmüyor ama uçurtmalar, sınırın öte tarafındaki tarlalarda- ki buralar 1948 öncesinde Gazzeli mültecilerin dedelerine aitti- yangınlar çıkarıyor, bazen itfaiyeler yangınları söndürmekte çok zorlandığında büyük maddi zarar ortaya çıkabiliyordu. İsrail, uçurtmalara ‘’ yeni nesil ve 16'lar’’ diyor ve bu direniş biçimini de uçurtma terörü diye adlandırıp orduya, uçurtma uçuran Gazzelileri vurma emri veriyordu, Hatta zaman zaman’ misilleme’ olarak Gazze'ye biberon, plastik malzemeler, oyuncak bebek bezi vs girişini de engelliyordu. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 85 dipno
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ESKİ YUNAN ve SOKRAT, EFLÂTUN, ARİSTO...
Eski Yunan medeniyetini bizim için bu kadar önemli kılan şey, hiç şübhesiz onların felsefeleridir. Eski Yunanlılar’ın felsefeleri olmasaydı, bugün onlardan bahsedeceğimiz çok az şey olurdu. Eski Yunan’ı, geçmiş medeniyetlerin en parlaklarından biri yapan, bununla kalmayıp bugünkü Batı medeniyetini meydana getiren üç esastan biri olan “Yunan Aklı”nı ortaya çıkaran, ne şu, ne bu, sadece ve sadece “eski Yunan felsefesi”dir. Peki bu felsefe nedir ve neye kadirdir? Bu suali, dilerseniz, ağacından tohumunu işaretleyici bir usûlle, bugünkü anlamından başlayarak, ilk sebebe doğru götürmeye çalışalım: “Batı felsefesinin tamamı Eflatun’a düşülen dipnotlardan ibarettir.” Sözünü söylerken, 20’nci asır filozofu, bir bakıma hakikat barındırmakla beraber, aşırı romantiktir. Üstad Necib Fazıl, bütün bir Batı tefekkürünün Sokrat, Eflatun ve Aristo’ya ircâ edilebileceğini söylerken, söz konusu hakikati tam ifade etmiş olur. Sokrat, felsefeye metodu getiren, felsefî tefekkürün “nasıl?” tavrını ortaya koyan adamdır. Ona nisbetle Eflatun, “niçin?”i, yâni madde ötesi anlayışı, yâni idealizmi meydana getirir. Bu ikisinden sonra Aristo ise madde içi düşünüş ölçülerini tesbit eder ve aklîleştirici hamleyi yapar ki, belki onun felsefesini de illiyet bağına bağlayıcı bir biçimde “neden?” sorusuyla stilize edebiliriz… Böylece bütün metodçuların Sokrat’a, bütün spiritüalist ve idealistlerin Eflatun’a, bütün natüralist ve materyalistlerin de Aristo’ya bağlanabileceği felsefe ağacı kendini göstermiş olur. [*]
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNAN'DA FELSEFE -I-.
Akademya Yazıları
İki yıl sonra 10 Temmuz 1793 yasası, 1791’inkini genelleştirir ve müzisyenlere tanınan hakları yazarlara, ressamlara ve gravürcülere de tanır. Projenin raportörü Lakanal, “hiçbir mülkiyetin zihinsel ürünlerden daha fazla mücadele konusu olmadığını” bildirir ve “apaçık ortada olan bu hakkın” bir yasa ile onaylanması gerekmesine şaşırır. Yasanın ilk maddesi şunları öngörür: “Her türün yazarları, müzik bestecileri, tablo veya resim yapacak olan ressam ve çizerler, hayatları boyunca Cumhuriyet toprakları üzerinde eserlerini bizzat satma, dağıtma ve bütün veya kısmi olarak mülkiyetlerini devretme haklarından faydalanacaklardır.” Bu yasanın uygulama alanı son derece geniştir. 7. madde, “güzel sanatlara ait zihinsel veya her tür yetisel üründen” söz etmektedir. Entelektüel mülkiyet böylece, yaratıcının yaşam süresi ile sınırlandırılmış olur.
Madde 7: Bu yetişkinlerde yenilik, yaratıcılık, pratik düşünme diye bir şey yok. Nokta.
Sayfa 98 - Taze kitap,17.baskı·Kitabı okudu
Alıntı
Üçüncü Fasıl
Vasıta ve Usul 7 - Büyük Doğu Cemiyeti, gâyesine varmak için, kanun hükümlerine tam uygunlukla, iki vasıta ve usûl kabul eder: A: Maddî iş aksiyonuna kapalı; sadece fikrî, siyasî, harsî ve ahläkî tebliğ ve telkin vasıtalarına açık, mâna ve nazariye hedefi... Bu hedefe giden yollar: İhtiyaca göre birçok neşir organı kurmak... Mecmualar, broşürler, beyannâmeler, kitaplar ve her sahada her türlü eserler yayınlamak... Güzel sanatlardan nihaî derecede faydalanmak.. Konferanslar, münâzaralar, toplantılar, temsiller, müsamereler, şenlikler tertiplemek. B: Kanun çerçevesinde madde ve ameliye hedefi... Bu hedefe giden yollar: Dâvanın olgunlaştığı ve kadrolaştığı kanaati doğduktan sonra seçimlere girmek, millet temsilciliği etrafındaki siyasi mücadeleye atılmak ve yalnız bu usülle iktidarı elde etmeye çalışmak.
Sayfa 22 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı