Şayet kitabı tek kelime ile özetleyecek olursam, bu, ''vicdan'' olurdu.
Vicdan nedir? ''Kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel güçtür.'' Nedir? Monseigneur Bienvenu (Mösyö Myriel)'dur. Jean Valjean'dır. Javert'tir. Eponine'dir. Gavroche'dur. Fantine'dir. M. Gillenormand'dır.
Sefillik. Sefalet. Yoksulluk. Açlık. Savaş.
Karın doyurmak için çalınan ekmek. 19 yıl hapis cezası. O zamanın Fransa'sını anlatıyor gibi görünse de azıcık düşündüğümüzde günümüzden bir farkı olmadığını anlayabiliriz. Sefiller sadece yoksul insanlar mıdır? Sevgisiz insanlar mıdır? Savaştan çıkanlar mıdır? Hayır, o sensin, o benim. Gerçek sefil biziz. "Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! Bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur." (Sefiller II. Cilt, sf. 799)
Vicdan dedik ya. Vicdan, en soğuk kalpleri bile düşündürebilir, canını yakabilir, acıtabilir. Acı demişken neydi sahi ''acı''? Acı bana göre Fantine'dır. Gayrimeşru bir çocuk. Açlık. Çocuğa bakabilmek için dişlerini bile satacak duruma gelmek. Fahişe olmak. Ölmek. Sefalet insana bunu getirir. Acıyı, mutsuzluğu, ölümü. Acı bana göre Jean Valjean'dır. Genç yaşlarındayken ailesi için bir parça ekmek çalar. Kaçma girişimleri sonucunda 19 yıl hapis yatar. 19 yıl. Artık genç biri değildir. Bir psikopos evine alır. Yedirir, içirir. Ama insanın içine işleyen şey değişmez ya hani. Jean Valjean da bir gümüş şamdanlık çalar. (Ah o gümüş şamdanlık!) Fakat Mösyö Myriel aynasızlara:) çalmadığını söyler. (Burada bir iki kelimeyle basitçe