"
...
Biliyorsunuz ki efendiler, Türk akını ve uygarlığı asırlarca birçok kıtaya egemen oldu ve gittiği yerlere uygarlığını, nufusunu ve birliğini beraberinde götürdü. İstimar (84) tarihinde hiçbir kavim yoktur ki -hatta Roma İmparatorluğu dahil- hiçbir devlet yoktur ki, istimar yeteneğini göstermiş olsun. Bugün Avrupa'nın birçok yerinde Türklerin diktiği abideler ve eserler meydandadır. Bugün Türk egemenliğinin çekildiği yerlerde Türk hasretini çeken milletler çoktur.
Türk, egemen olduğu zaman egemen olduğu bütün noktalarda bir Türk barışı kurmuş ve Türk barışı asırlarca devam etmiştir. Fakat, bazı tedbirsizlikler yüzünden Türk askerlerini çekmeye mecbur olduğu yerlerde kendi soyundan olan soydaşlarını da bıraktı. Türkler, dışarıda kalmayı istemediler ve memlekete geldiler.
..."
Bakışlarla, sözlerle ve dokunuşlarla gerçekleşir bu. Romantiklerden Novalis sıralamayı şöyle tasvir etmişti: "Bakış - (konuşma) - ellerin dokunuşu - öpücük - göğüs teması - cinsel uzuvlara el atış - kucaklaşma eylemi" (sic ! , Novalis, über die Liebe,1 2001, 84). Bütün bu şefkat ve şiddetten, aşkın herkesin bayıldığı pembe-kırmızı saatleri doğar. Ne var ki bu cezbe hali gün be gün her an yaşanamaz. Sevenlerin birbirine
dokunma tarzı, zıtlıklardan beslenir. Kaş çatmak, tebessümden farklı bir tesir yapar. Pek hoş olmayan bakış, daha güzel
bir bakışa özlemi uyandırır. Ses yükselince, daha önce işitilmiş tatlı tınıların eksikliğini hissedersiniz. Nahoş koku veya tat, merkezkaç kuvvetleri serbest bırakır. En nihayet arzulanmayan, tacizci, şiddet içeren dokunuş, ilişkinin mutlak sınırını çizer.
Özellikle istatistiksel araştırmalarda. Burada bulunan herkesin verisini bilgisayara girdiğimizde ortaya çıkan rakam mahkumlarımızın kütüphane olgusuna çok uzak olduklarını ortaya koyuyor; tamı tamına yüzde 84.12'si okumaktan nefret ediyor. Mahkumların yüzde 26.38'i hiç okuma yazma bilmediği için bu durum gayet anlaşılabilir. Peki, ya okuma yazması olup da yaşamı boyunca kitaptan vebadan kaçar gibi kaçmış yüzde 47.71'e ne demeli? Geri kalan yüzde on kadarı da bir şekilde kitap okumuş ama onlar da kendilerine bir şey vermediğini düşündükleri okuma eylemini zaman israfı olarak görüyorlar.
Yüreğimdir gerçekte kadife
Tenim değil.
Gece mavisi kadife,
isimler sayıklayan, saklayan.
Çekici bir ten olmamanın
Korkusunu kapayan
Kıvrımları arasına aklının.
Aşkımdır aslında tüm sevgim
İyicilliğim değil,
Ezici, zorba bir aşk,
Kötülüksever, kıskanç olan.
Belki de sevememenin
Yitikliğini barındıran
Tuhaf arzuların köşelerinde.
Benimdir bilirim kendimin sevgilisi,
benim sevgilim değil.
Coşkuyla koşulan uzaklıklar
Dönüştükçe serin çıkmazlara
Örtülü, acımasız olan.
(Bu böyle yazgısı bilirim)?
Zorlamam artık düşsel bir yalnızlık aşımını.
Suskun dururum
biraz da ölü
bu oluş yazısında.
Ocak, 84