879
Psikoterapi hakkında gelmiş geçmiş yazılı ve sözlü en eski kural, terapistin hastalarıyla kişisel değil, profesyonel ilişkiyi korumasıdır. Sosyal arkadaşlıklarda kişilerin karşılıklı fikirleri paylaştığı ve birbirine yardım ettiği bir alıp verme durumu vardır. Psikoterapötik ilişki ise tek yönlüdür: Sadece terapist hastaya yardım etmek üzere atanmıştır. Hasta terapistin hayatına dair kişisel ayrıntıları bilirse bu, terapinin doğal “aktarım ve karşı aktarım” süreçlerine etki edebilir. Oysa söz konusu çarpıtma süreçlerinden geçmek hastanın iyileşmesinde kilit rol oynar.
Johann Meyer, 1876 yılında İstanbul'a yerleştiğinde kendisinin ruhani sığınağı doğal olarak Alman Protestan Kilisesi oldu. 1 843 yılından itibaren Protestanların dini ihtiyaçlarını karşılayacak bazı misyon temsilcileri İstanbul'a gelmeye başlamıştı. Prusya Kralı iV. Friedrich Wilhelm'in maddi desteği ile Protestan Sığınma Evi ve Kilisesinin temelleri atıldı. Ancak kilisesinin tamamlanması ve iba­ dete açılması 1 861 yılında gerçekleşti.61 Beyoğlu'nda Aynalı Çeşme mevkiindeki kilise kayıtları bölgedeki tüm Alman Protestanlar gibi Meyer ailesi ile ilgili kayıtları da içeriyordu. T ek cilt halinde günü­ müze ulaşan bu kayıt defterinde dört temel öğe işlenmekteydi. Do­ ğum, vaf tiz, ölüm ve konfirmasyon denilen din değiştirme yoluyla cemaate kabul edilme ya da bunun onaylanması. Bu defterlere göre Jakob ve Marie Meyer'in oğlu Atina 1 8439 doğumlu Johann Meyer, 1858 yılında İstanbul'da doğmuş Anton ve Vincenza Krebs'in kızı Fanny Amalie Krebs ile 29 Kasım l 879'da dünya evine girmişti. Yirmi bir yaşındaki Fanny ilk çocuğunu 6 Ka­sım 1880 yılında dünyaya getirdi. Ida Gisela adındaki bu kız ço­cuğunun vaftiz annesinin Henriette Meyer olmasına bakılırsa aile­nin İstanbul'da başka akrabaları da vardır. Fanny ve Johann çiftinin bundan sonra yedi çocukları daha dünyaya geldi.
Sayfa 78 - Kronik kitap 2023
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İhya'da Zayıf Hadis Var İthamına Dair İzah
İHYA'DA GEÇEN SENEDİ ZAYIF ve MEVZÛ HADİSLER MESELESİ Bazıları, tasavvuf kitaplarında ve İmam Gazâlî'nin [rahmetullahi aleyh] İhyâ adlı eserinde senet yönüyle zayıf kabul edilen birçok hadis-i şerife yer verildiğini, hatta hadis diye uydurulmuş haberlere dahi rastlandığını söyleyerek bu kitapları tenkit etmekte, onları zayıflatmakta, halkın gözünde itibarını zedelemektedir. İhya'da senedi zayıf râviler yoluyla gelen hadislerin de bulunduğu doğrudur. Bunu hadis ehlinin tespitiyle söylüyoruz. Yine onda, hadis ehlinin, aslını (kaynağını) tespit edemedikleri, birtakım sözlerin (mevzû haberlerin) bulunduğu da vâkidir. Bunların hepsi, önceki kitaplardan nakildir. Önce şunu belirtelim: İmam Gazâlî [rahmetullahi aleyh), İhya kitabındaki bütün hadislerin teknik olarak hangi gruba girdiğini yani senedi yönüyle sahih mi, hasen mi, zayıf mı, hadis diye uydurulmuş bir söz mü olduğunu iyi bilmektedir. Allâme Tâceddin es-Sübkî'nin [rahmetullahi aleyh] belirttiği gibi, İmam Gazâlî İhyâ kitabında (veya diğer eserlerinde) bir hadis uydurmamıştır ki, kınanıp tenkit edilsin. Bunu iddia etmek, kuru bir taassuptur ve hiçbir âlimin kabul etmeyeceği çirkin bir iştir. İmam Gazâlî'nin yaptığı iş, eserinde işlediği konuya delil ve örnek olacak sahih ve hasen hadisleri naklettiği gibi, senedi yönüyle zayıf kabul edilen ve bir kısım mevzû hükmü verilen hadislere de yer vermesidir. Yani, hazret, kendisinden önce yazılmış ve İslâm âleminde yayılmış hadis, siyer, tabakat ve ahlâk kitaplarına itimat ederek, onlarda gördüğü hadisleri eserine almıştır. Bu şekilde Allah Resûlü'ne [sallallahu aleyhi vesellem] nispet edilen her hadisi ihmal etmemek, onu amel edecek ümmetin önüne koymak ve gündemde tutmak istemiştir. Hadis aldı-ğı kaynakların başında Ebû Tâlib el-Mekkî'nin [rahmetullahi aleyh],
İslami kaynaklarda Hz. Muhammed'in Ayşe'nin kucağında vefat ettiği iddiası var. Evet, bununla ilgili hadisler var; ancak bunlar genelde Ayşe menşeli olduğu için bunların doğruluk payı yok. İbni Sad bu konuda açtığı bağımsız bir bölümde Hz. Mu­hammed' in Ali'nin kucağında vefat ettiğini belirtiyor. Bunu güç­lendiren başka kanıtlar da var. Örneğin; Ömer artık halifedir; bir ara kendisinden soruyorlar: "Hz. Muhammed'in son sözü ney­di acaba?" O, "Ben bilmiyorum; bunu Ali'den sorun" diyor. Buradan, son nefesinde Hz. Ali'nin kucağında olduğu ortaya çı­kıyor. Bir de İbni Abbas'tan soruyorlar: "Ayşe, Muhammed be­nim kucağımda vefat etti" diyor sen ne dersin? O da, "Bu da nerden çıktı; Allah'a yemin ederim ki Ali'nin kollarında ve­fat etti" diyor. Ali'nin kollarında vefat etmesi en mantıklı olanıdır, çünkü onun yardıma ihtiyacı vardı. Ayşe ise o zaman 18 yaşlarında gen­cecik bir bayandı; ihtiyaç olduğunda kendisi Hz. Muhammed'i kaldırabilir miydi? Diğer yandan Ali'nin, ölmek üzere olan Mu­hammed'in yanında bulunmaması mantık işi olur mu? Onun hiz­met için Ali'ye muhtaç olması bir yana; bir kere geleceğe dönük bir şeyler konuşmak için de mutlaka bir arada olmuşlardır. Zaten teamüllerin gereği de budur.¹²⁸ ____________ 128 a- İbni Sad, Tabaka!, 2/38 1. b- Hindi, Kenz. No: 1 8789- 1 879 1.97
Sayfa 97 - Berfin Yayınları: Üçüncü Baskı: Aralık 2014·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Türk lehçelerinin çözümünde kullanılmak üzere 2024 yılında kabul edilen, Latin temelli 34 harfli alfabe için 1991 yılında Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu’nda açıklanan deklarasyona imza atan bilim insanları arasındaydı. Toplantıda şu önerileri yapmıştı: - Türk topluluk ve cumhuriyetlerinde Latin alfabesi temelinde ortak bir alfabenin geçerli kılınması, ortak yazı dili bilincinin oluşturulması ve gerekli ortamın hazırlanması. - Ortak yazı diline temel oluşturmak üzere işlenmiş ve gelişmiş bir yazı dilinin benimsenmesi ve zaman içinde diğer Türk lehçelerinden alınacak ek ve kelime malzemesi ile daha da zenginleştirilmesi. - Karşılıklı anlaşma ve ortak dilde kelime haznesindeki zenginlik büyük önem taşıdığından işe kelime hazinesinden başlanması. - Türkiye Türkçesi’nde kullanılıp diğer lehçelerde kullanılmayan buna karşılık diğer lehçelerde kullanılıp Türkiye Türkçesi’nde kullanılmayan kelime kadrosuna yer veren sözlüklerin de hazırlanması.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Aldığı eğitimin temeli olan dilin ortaya çıkışını, şu örnekle açıklıyor: Yeni doğmuş bir çocuğun taklitle başlayan kelimeleri öğrenme döneminden, kafasında kavramlar yer ettikçe yavaş yavaş nasıl bilinçli bir dil öğrenme dönemine geçtiği göz önünde bulundurulursa dilin ortaya çıkışı daha iyi kavranır.
Sayfa 109·Kitabı okudu