Ziya Osman Saba'nın hikâyeleri, genellikle içe dönük, anı-hikâye biçiminde yazılardır. Bu konuda kendisi şöyle demiştir:
Şimdiye kadar yazabildiğim nesir veya hikâyemsi yazıların bir kısmı, "Mesut Insanlar Fotoğrafhanesi" adı altında, yakında çıkacak (...) "Nesir ve hikâyemsi yazılar" dedim. Zira, hikâye yazmanın zorluğunu, hele benim gibi memleket ve insan tanımamışlar için imkânsızlığını bildiğimden, yazdıklarıma hikâye demeğe bir türlü dilim varmıyor. (Edebiyatçılarımız Konuşuyor, 1953.s.91)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Erbakan bir ruh hastası... Kendi hayâl ve yalanlarına inanan ve göz bebeklerine çizdiği uydurma şekillere gerçek diye bakan bir hasta... Bu çeşit hastalarsa cemiyet içinde tabiî kişiler gibi görünür, kolay kolay şüphe çekmez ve böylece hastanelik hallerini gizlerler. Bu suretle çevrelerine itimat aşılamaya kadar varırlar ve böylece en tehlikeli insan olmak hususiyetini muhafaza ederler.
Bir müddet önceki televizyon konuşmasında Erbakan’ı halkalayan balmumu adamların vecd ve hayranlık tavırları görülecek şeydi. Hepsinin de yanaklarından bal akıyor ve üfürükçülerinin hikmet nefesine çöp gibi kapılmış olmak halleri, seyircilere, ibretle karışık merhamet telkin ediyordu.
Cezaî ehliyeti yerinde bir ruh hastasının, göz göre göre siyaha beyaz ve beyaza siyah demesi, meselâ 19 rakamını el çabukluğuna getirerek, sağından okuması ve 91 diye göstermesi, hokkabazlıkta bir şaheser...