Tam adı “Ebu Ali El Hüseyin İbni Abdullah İbni El Haşan İbni Ali İbni Sina” olan ancak İslam dünyasında ve Doğu’da “İbni Sina”, Batı’da ise “Avicenna” olarak anılan büyük bilim insanı, MS 980 yılında, Buhara şeh rinin Eşfene köyünde dünyaya geldi. Hıristiyan Avru pa’da çevirmenler genellikle Musevi olduğu ve onlar da “ibni (oğlu)” kelimesini “aven” olarak telaffuz ettikleri için “Aven Sena” olarak tercüme ettikleri isim, Latin kökenli dillere “Avicenna” olarak dönüştü.
Entelektüel kavramı tarihin spesifik bir döneminde, dünya kültüründe, daha doğrusu Batı kültüründe ve ondan etkilenen periferi ülkelerinin kültüründe önemli bir rol oynadı. O dönem Aydınlanma çağında, ı 8. yüzyıl ortalarında başlar, 20. yüzyıl sonlarına kadar, ı 980'lere kadar sürer. Yeni bir hadiseydi. Daha önceki tarihte benzeri yoktu. Yüksek eğitim sahibi, kültürlü, fakat ruhhan sınıfına mensup olmayan, yani dini otoritenin bir parçasını oluşturmayan ve devletle resmi bir ilişkisi olmayan bir yeni sınıftan söz ediyoruz.
Farabi’nin fikirlerini geliştiren İbni Sina’da (MS 980-1037) deneyci felsefe ön plana çıkar. Modern dünyanın sibernetikçisi olan Norbet Wiener olarak da görülür. Aristoteles felsefesinden yararlanarak cisim ve nefsden bahseder. İbni Sina'nın geliştirdiği kuramının kaynağı Aristoteles (İslam felsefecileri Aristoteles’e “mantığın üstadı” derlerdi) ve Yeni Platonculuktur. İbni Sina varlıkları kozmolojik bakımdan akıl, ruh (nefs) ve cisim olarak üçe ayırıyordu. Kozmik Akıl, İlk Varlıktı ve zorunluydu. Sırasıyla bir sonraki Akıl, bu Akla ait gök katının (felek) ruhu ve bu gök katının cismi çıkar. Bütün düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür biçimlerdir. Bu nedenle, düşünmekle var olmak özdeştir (sonradan gelen Descartes’ın ‘düşünüyorum öyleyse varım’ ifadesini hatırlatır). Sina’ya göre atomcu görüşün ileri sürdüğü nitelikte bir boşluk yoktur. Uzay ise, bir nesnenin kapladığı yerin iç yüzüdür. Varlık kavramı altında toplanan bütün nesnelerin değişmeyen, sınır ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardır. Fiziğin konusu madde ve biçimden oluşan nesnelerdir. Biçim, maddeden önce yaratılmıştır. Maddeye bir töz özelliği kazandıran biçimdir. Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise töze katılır. Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci nitelikler nesnelere bağlıdır, ikinciler ise, nesnelerden ayrı olarak varlığını sürdürür. İbni Sina'ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler oluşturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler. Bu güç ise, doğal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür. Doğal güç, nesnede doğal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri taşır. Çekim ve ağırlık bu türdendir. Öznel güç, nesneyi devingen ya da
Yine sayın Başbakan, zaman zaman, 12 Eylül 1 980 öncesinde enflasyon hızının yüzde yüzü bulduğunu söyler. Bu doğrudur. Ancak bir doğru daha vardır ki o da şudur: 12 Eylül 1 980 öncesinde enflasyon hızının yüzde yüze eriştiği dönem, ekonominin direksiyonu başına, tam yetkili Başbakanlık Müsteşarı olarak sayın Turgut Özal'ın geçmiş olduğu aylardır. Şimdi, sayın Özal'ın elinde, sekiz yıl sonra enflasyon hızı, yine yüzde yüze tırmanıyor.
Askeri müdahaleyle 1983 güzü arasında geçen üç yıllık dönem, bankerlik olayının dramına ve sarsıntısına karşın, ekonomide göreceli bir stabilizasyon dönemi olmuştu ve enflasyon hızı o dönemde yüzde 30 dolaylarına kadar inmişti. Bu dönem, sayın Özal'ın yeniden ve en geniş yetkilerle ekonominin başına geçmesi ile sona ermiştir.
Demokrasi ve demokratik işçi hakları, enflasyon hızının kesilebilmesi önünde ve ekonominin düzlüğe çıkarılabilmesi önünde en büyük engeller gibi gösterilmişti. Bu iddiaya dayanılarak, demokrasi de işçi hakları da büyük kesintilere ve kısıntılara uğratıldı . Fakat, bunlara karşın, enflasyon hızı, düşecek yerde, tırmanışa geçti.
Bizzat sayın Başbakan zaman zaman
12 Eylül. 1 980 askeri müdahalesi olmasaydi, bu ekonomik modelden beklenen sonuçlar alınamazdı!, diye konuşmaktadır.
Oysa askeri müdahalenin toplumu baskı altına alip susturarak ve işçi haklarını büyük ölçüde kısarak sağla
dığı, "rahatlığa" karşın, uygulanan ekonomik litikalardan, beklenenlerin vaad edilenlerin tam tersi sonuçlar alınmıştır. Yani halka ve işçilere bunca sıkıntı şu boşuna çektirilmiştir.