…ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.
Kitabın en son , en çarpıcı cümlelerinden biri.
Bazen en büyük devrimler özgürlük için başlar, ama zamanla gücü elinde tutanlar eski düzenin yerini alır.
Hayvan Çitliği bize şunu anlatıyor. Diyor ki;
Adaletin olmadığı yerde eşitlik sadece bir sözden ibarettir.
Ben, burada gizli bir mezhebin kurbanı olarak bir saksı çiçeği gibi kuruyup gidiyorum.
Ben, çiçeklere bakmasını bilmediğim gibi, kendime bakmasını da bilmiyorum.
Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkûm edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum.
Ben yalnızlığa dayanamıyorum,
ben insanların arasında olmak istiyorum.
İnsanların düşmanlara da ihtiyacı vardır.
Dostlarının değerini bilmek için…
“Hilda, Tosca Operası’nı hatırlıyor musun? Hani Scarpia ölür ve Tosca adamın baş ve ayakucuna şamdanlar diker. Kadının orada ne söylediği aklında mı? ‘Artık onu affedebilirim…’ İşte şimdi ben de, babam için aynı şeyleri hissediyorum. Bu kadar yıl onu affetmeyi istememe rağmen bunu bir türlü başaramadım. Ama artık kalbimde kin yok. Akıp gitti. Bana sanki omzumdan büyük bir yük kalkmış gibi geliyor…”
Babam öldüğü için değil… Babama karşı duyduğum o çocukça , budalaca kin öldüğü için…
Olduğum kadını,bir zamanlar olduğum çocukla bir araya getiren onun sesi , sözleri , elleri , tavırları gülüşü ve yürüyüşüydü. Geldiğim dünyayla aramdaki son bağ da koptu.
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.
Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.