Evet, bu metin, bir zîhayatın cesedindeki zerrelerin nizâm ve intizâm üzere hareket ederek, mahiyeti itibariyle kendi kendilerine bu hâlde bulunamayacaklarını ve ancak Cenâb-ı Hakk'ın Kayyûm isminin tecellisiyle bu vaziyetlerini muhafaza ettiklerini beyân eder. Zîra bir canlı varlıkta, her bir zerre, azalarına mahsus bir heyet ile bir araya gelip kümelenmiş ve dağılmadan muntazaman vazifesini îfâ eder. Zerreler, bir selin akıntıları gibi sürekli hareket hâlinde olmasına rağmen, fırtınaların ortasında dağılmayarak, muayyen vaziyetlerini muhafaza ederler. Bu ise, sırf bir tesadüf yahut kendiliğinden meydana gelen bir hâl olmayıp, sır-ı kayyûmiyet ile kaîm olan ilâhî bir tasarrufun neticesidir.
Her bir zîhayat, muntazam bir tabur misali, bir ordunun nizamı üzere vazifesini yerine getirir. Bu canlılar ve onların zerreleri, yeryüzünde muntazam bir şekilde durduğu gibi, yıldızlar ve feza âlemindeki diğer varlıklar da aynı sır ve hikmet ile hareket ederler. Bu hâl, her bir zerrenin, dilsiz bir lisân ile hadsiz bir şekilde Allah’ın Kayyûm ismini ve bu isimle her şeyi kaim kılan kudretini ilân ettiğini açıkça gösterir. Netice itibarıyla, zîhayat ve cansız varlıklar, birer nizam harikası olup, Yaratıcı’nın kudret ve hikmetine şahitlik ederler.