Abstractist

Hakikat
Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise maksatta ve esasta ittifak ile beraber, vesâilde ihtilaf eder... Fakat tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfuruşluk, şöhret-perverâne bir tarzda tesadüm-ü efkârdan bârıka-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor.”
Sayfa 301·Kitabı okuyor
Alıntı
Abstractist
Yani anlam olarak tam da şunu söylüyor: Eğer fikir çatışması “hak namına” olursa, hakikati parlatır; “nefs namına” olursa fitne çıkarır.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
📖 İmam Gazali der ki: “Kişi kalabalıklar içinde de olsa, kalbi Hak’la beraber değilse yalnızdır. Kalabalıklardan uzak olsa da kalbi Hak’la beraber ise işte gerçek dostluğa ermiştir.”
Alıntı
Abstractist
İnsan aldatır, dünya çürür, Rab'bin dostluğu baki kalır.
Evet, bir zîhayatın cesedindeki zerrelerin her bir azaya mahsus bir heyet ile küme küme toplanıp dağılmadıkları ve sel gibi akan unsurların fırtınaları içinde vaziyetlerini muhafaza edip dağılmamaları ve muntazaman durmaları, bilbedahe kendi kendilerinden olmayıp belki sırr-ı kayyumiyetle olduğundan; her bir ceset muntazam bir tabur, her bir nevi muntazam bir ordu hükmünde olarak bütün zîhayat ve mürekkebatın zemin yüzünde ve yıldızların feza âleminde durmaları ve gezmeleri gibi, bu zerreler dahi hadsiz dilleriyle sırr-ı kayyumiyeti ilan ederler.
Sayfa 413·Kitabı okudu
Abstractist
Evet, bu metin, bir zîhayatın cesedindeki zerrelerin nizâm ve intizâm üzere hareket ederek, mahiyeti itibariyle kendi kendilerine bu hâlde bulunamayacaklarını ve ancak Cenâb-ı Hakk'ın Kayyûm isminin tecellisiyle bu vaziyetlerini muhafaza ettiklerini beyân eder. Zîra bir canlı varlıkta, her bir zerre, azalarına mahsus bir heyet ile bir araya gelip kümelenmiş ve dağılmadan muntazaman vazifesini îfâ eder. Zerreler, bir selin akıntıları gibi sürekli hareket hâlinde olmasına rağmen, fırtınaların ortasında dağılmayarak, muayyen vaziyetlerini muhafaza ederler. Bu ise, sırf bir tesadüf yahut kendiliğinden meydana gelen bir hâl olmayıp, sır-ı kayyûmiyet ile kaîm olan ilâhî bir tasarrufun neticesidir. Her bir zîhayat, muntazam bir tabur misali, bir ordunun nizamı üzere vazifesini yerine getirir. Bu canlılar ve onların zerreleri, yeryüzünde muntazam bir şekilde durduğu gibi, yıldızlar ve feza âlemindeki diğer varlıklar da aynı sır ve hikmet ile hareket ederler. Bu hâl, her bir zerrenin, dilsiz bir lisân ile hadsiz bir şekilde Allah’ın Kayyûm ismini ve bu isimle her şeyi kaim kılan kudretini ilân ettiğini açıkça gösterir. Netice itibarıyla, zîhayat ve cansız varlıklar, birer nizam harikası olup, Yaratıcı’nın kudret ve hikmetine şahitlik ederler.