“Bir daha sövme bu şehre, Firuze.”
“Niye?”
“Sen özlemezsin ama o belki de senin en kara ayazını bile özlemiştir,” dedi.
“Dahi özlemiş midir?” dedim. “Geldiğimden beri bir kere bile yüzüme gülmedi.”
“Daha önce sebebi olduysan demek ki.”
***
“Allah‘A emanet ol vakit,” dedim. “Yüreğine hiç acı değmesin.”
“İmkanı yok, Firuze.”
“Olsun,” “İmkanı olsun.”
“Firuze!” “Ben hep ölümüm ellerinden olacak gibi hissederim,” “Bunun sebebi ihanet olmasın.” “Yoksa ne kendime ne de sana acırım.”
“Zaten sen de sevmiyorsun beni,” demiştim. “Şu dağ bile bilir bunu. Taş bile anlar.”
“Öyle mi?”
“Öyle.”
Bitmişti. Bizi bitirmiştim.
“O zaman git, iki gözüm,” demişti öfkeyle. “Bir daha gözün gözüme değmesin.”
“Ben daha nasıl anlatayım seni sevdiğimi?” dedi beni sarsarcasına. “Senin sevdanı demir’e söyledim, boynu büküldü. Taşa fısıldadım, yükümden dağıldı. Şu dağa bağırsam yıkılır ama bir sen anlamadın, Firuze!”
“Saka…”
“Bütün seçimlerin bir nedeni ve bedeli vardır,” diye fısıldadım. “Bir şeyleri gözden çıkarmadıkça yeni şeyler amaçlamalıyız. Gözden çıkardığım sensin ve amaçladığım artık sadece bir tutam huzur.”
“Özür dilerim!” “Milyonlarca kez özür dilerim, gitme Saka,”