benim de ölümüm bu dünyada başladı. Ölmeden ölmek zormuş; öyle söylüyor şair. O kadar zor değil. Ölümü beklemek zor. Ölümü bekliyorum ve ölüm gelmek bilmiyor. Ben de bu arada vaktimiz boş geçirmemek için ölümcül düşüncelerimi geliştiriyorum. Aynı zamanda kişiliğimi de aşağılık bir duruma getirmeye çalışıyorum. Belki ölüm geldiği zaman beni ölmeye değer bir yaratık bulamayacak. Ölümden kaçmak için sonsuz sayıda aşağılık düzen peşinde koştum; sonunda, yaşamama izin verilirse, ne yapacağımı bilemeyeceğim. Karanlık günlerimde beni hor görenlerin anıları yüzünden rahat edemeyeceğim.
'Yılların, bana öğrettiği şeylerden biri de bu oldu; mutluluğu yakalamışsan, sorgulama.
'Zor yola, kolay kişilerle çıkmak en büyük hatadır.'
Mutlu olanların hepsi,uyuyor şimdi... Mutsuz olanlara,selam olsun!
Charles Bukowski
Nietzche Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında;
"Yaratacak ne kalırdı tanrılar var olsaydı"? diye yazdı.
Dostoyevski Karamazov Kardeşler kitabında; " Tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" diye yazdı.
Mihail Bakunin Tanrı ve Devlet kitabında; "Voltaire'nin sözünü tersine çevirerek diyorum ki eğer tanrı gerçekte varsa onu yok etmek gerekir" diye yazdı.
Albert Camus bir denemesinde; "Kişi ancak olanaksızı elde etmek için tanrıya yönelir. Olabilene gelince insanlar yeter onu bulmaya." diye yazdı.
Sartre Baudelaire kitabında; " Tanrı hükmedebilmek için var olması bile gerekmeyen tek varliktır". diye yazdı.
Freud Bir Yanılsamanın Gelceği kitabında; "Çocukluktaki aciziyet durumu ve "koruyucu baba" ihtiyacı, yetişkinlikte tanrı ihtiyacına dönen bir yanılsama olarak tezahür etmektedir". diye yazdı.
Michelangelo'da Ademin Yaratılışı adlı ünlü freski ile;
"Tanrı bizi yaratmadı, beynimiz ve hayal gücümüz ile biz onu yarattık". demeye çalıştı.
Søren Kiekegaard'ın sorusu şu oldu;
"Tanrı, benimle ne kastetmiş olabilir."
Friedrich NietzscheFyodor DostoyevskiAlbert CamusMihail BakuninJean-Paul SartreCharles BaudelaireMichelangeloSigmund FreudSoren KierkegaardVoltaire
Yaşın getirdiği vicdan azabı çokluğu da getiriyor yanında Ne kadar çok kelimelerim var oysa ki azlığımın olduğu şu garip dünyada
Her gün yeniden yakılan sigaralar, geçip gidilen taş kaldırımlar, yükü bedenimden ağır hayatlar Erkekliğin günahından uzak kadınların yaşadığı, dar ince sokaklar arasında yükselen çığlıklar. Hangi yana baksam gölgem peşimde.
Evden ayrılalı yıl olmuş.
Şimdi gözlerim arıyor yarı karanlık sularda bıraktığım düşlerimi.
Bir güne daha aydı gözlerim. Geceden kalma korkularımı bir içki masasında, bir ela gözler, kafiyeli dudaklar içinde bıraktım. Sarıyı siyaha kattım saçlarına bıraktım. Ihlamur çiçekleri açtı dallarımda. Kapıyı kaç kez çaldı ayaklarım Etilerden Hisar'a doğru.. Belki uzun yollarda yürürken denk düşmedi hayatlarımız. Sen hep bir başka şiir dizesine konu olurken ben fazla şiirden ölüyordum ucu yanık, birkaç mürekkep dökülmüş sarı saman kâğıtlarda
Bir insan ne zaman ölür demiş Romalılar. Seni anmadığım gün olmadı ki öldüreyim hem seni hem kendimi İsmini değiştirme dedim hep oysa her gün değişiyordu ismin bazen bir rakı sofrasında, bazen bir kadeh de, tütünün en ince dal sarımlığında Dünyayı dolaşır gibi dolaşıyordun kalbimde Sen rakıyı seviyordun ben seni.
Yuvarlanıyor kelimeler yüksek kaldırımlardan, dağların dik yamaçlarından, beyaz elbisenin en çok yakıştığı omuzlarından dizelere
Şiirlerim ayçiçeği tarlasında yüz sürüyor ellerine
Sen tekrar dersin ben yeniden buluş Belki sevemedin beni bir Gök , belki sevemedim seni bir Reis kadar. Yarışların birincilikleri sana yenilmelerin kaygıları bana düştü hep.
Unutulmuş çirkinlik
Kasıklarından başlıyor şimdi ıslak saçlarının kokusu Dağların tepelerin dönüyor yüzünü güneşe .. Dik yamaçların kırılıyor düzlüklere Ellerinde ayçiçekleri açıyor. Hep başladığım yerden kaybediyorum