Bizim eğitim sistemimiz, insanlara bilgiye sahip olmayı öğretmektedir. Sahip olunacak bilgi düzeyinin de, o insanın gelecekte sahip olması beklenen mülkiyetin veya sosyal prestijin düzeyi ile eşdeğer olmasına dikkat edilmeye çalışılmaktadır. Sahip olmaları gereken en az bilgi, işlerini iyi görmeleri için onlara yeterli olan bilgi düzeyi ile sınırlandırılır. Yani bilgi bunun daha altında olmamalıdır. Buna ek olarak, herkes, kendini değerli hissetme duygusunu sağlayacak ve sosyal prestijini güçlendirecek bir "lüks bilgi" paketine de sahip olmak zorundadır. Okullar, her ne kadar öğrencilerini insan ruhunun ve aklının en yüce değerleri ile doldurduklarını savunuyorlarsa da, yaptıkları şey, bilgi paketleri üretmektir ve bu açıdan bakınca, okulları birer üretim fabrikasına benzetmek mümkündür. Bazı kolejlerdeki "özgür" eğitim uygulaması daha da kötüdür. Buralarda öğrencilere, Hint felsefesinden varoluşçuluğa, Çin sanatından gerçeküstücülüğe kadar her şey sunulmaktadır. Bir kitabı bile sonuna dek okumadan, çeşitli bilgilere, onları gagalar gibi değip geçen öğrencilerin özgürlükleri belki az kısıtlanmaktadır, ama sonuçta hiçbir şey öğrenmedikleri de besbellidir.