"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi alevhime ckarsa istemediğ imi iddia ettiğim bu nevi söz ve fillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki eytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklü- yor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlğa, tesadüfn cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi șefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne șeytanı azizim, ne șeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... Içimizdeki șeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..."
Eski bir kıssaya göre adamın birisi daha önce tanımadığı bir yabancı görür. Heybesinde tuhaf yularlar olan yabancıya kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini sorar. Adam kendisinin şeytan olduğunu, oradaki herkes için bir yular hazırladığını ve bu yularlarla insanları kendi yoluna sevk edeceğini söyler. Adam kendisinin yularının hangisi olduğunu sorunca ise onun gibi miskinler için yular hazırlama zahmetine girmediğini, zira zaten kendi yolunda olduğunu söyler. Şurası da bir gerçek ki kötülüklerin hiçbirisi kendini meşru gösterme ve yaldızlayıp pazarlama konusunda miskinlik kadar başarılı değildir.