Ayda Ziyadoğlu

Ben kimim de Cemil Meriç'i eleştiriyorum?
4/10
·339 syf.··
2022 15. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2022 22:19
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/CaC2x0xtJpA Evet, maalesef 10 üzerinden 4 puan. Kitabın dilinden dolayı da değil üstelik. Peki, ben kimim de Cemil Meriç'i eleştiriyorum? Ben sadece bir okurum. Bir kitabı ya da yazarı eleştirebilmek için illa ki fakülte okumaya ya da kitap yazmaya gerek duymayan birisiyim yani. Normalde kurgu eserleri okurken yazarın hayatını kitabın bir ölçüde dışında tutup yorumu da öyle yazmayı seven bir okurum. Fakat bu tamamen bir düşünce kitabı olduğu için mecburen Cemil Meriç’in düşünceleriyle birlikte bu kitabı yorumlamak zorundayım. Hatta zorundayım, çünkü sessiz kalamazdım... Bu Ülke, gayet verimli ve ufuk açıcı düşüncelerle birlikte başlasa da kitabın sonlarına doğru gidildikçe maalesef Cemil Meriç'in düşüncelerinin freninin boşaldığı ve birden çelişki uçurumunun içine düştüğü bir kitap. Başlarda yapılan sağ-sol ayrımı, ana dili iyi bilmeye yapılan vurgu, kitaplar ve edebiyat hakkında söylenenler, Meriç'in genel kültürünün şahaneliği, dergicilik sektörü hakkındaki düşüncelerini okumak gayet keyifli... Hatta 89. sayfada dili Odysseia destanındaki Penelop'un örgüsüne benzetip hiç yerinde durmadan değiştiğini ve tamamlanmayacağını belirtmesi muhteşem bir benzetme mesela. Peki ya sonra? Sonrası "dıj güçler", "üst akıl", "bunlar zillet ittifakı", "laiklik elden gidiyeah diyen dayı". Evet, yanlış duymadınız. Goodreads'de bu kitap için yapılan incelemelerden bir tanesinde aynen şöyle bir kısım geçiyor: "Cemil Meriç'in kitaptaki fikirlerinin kahvehanedeki dayının fikirlerinden tek farkı, süslü sözleri ve laf arasına sokuşturduğu önemli isimler. Gerisi aynı lakırdı." O kadar katılıyorum ki buna... Şu an "Bu Ülke"nin yaşadığı bütün iç sorunları "dıj güçler" ve "üst
Sosyoloji
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Jandarma Komando / Şehit Murat Akman’ın Mektubu
“Bu yazı bir komando er mektubudur ve siz bu mektubu gazeteden okuyorsanız ölmüşüm demektir. Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara yollamak isterdim ama yok. Size koğuştaki ranzamdan yazıyorum. Şu an etrafımda Adana, Ağrı, Sivas, Edirne, Diyarbakır, Ankara, Antalya, İzmir, Urfa, Trabzon… Türkiye’nin dört bir yanından birbirini tanımayan ama birbirlerinin canını korumaya yemin etmiş bir sürü asker var. Birazdan operasyona gideceğiz, tek dileğimiz kayıp vermeden geri gelmek. İlerde ölürsem eğer diye bir mektup yazmak çok zor. Aklına getirmek istemez ya insan ölümü, hani her zaman bir umut vardır ya. Askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. Zaten pek de kalem tutmaz elim. Silah tutmayı daha iyi bilirim. Sizi korumam için siz öğrettiniz silah tutmayı. Tuhaf olan siz bu mektubu okurken ben neden öldüğümü bile bilmiyor olacağım. Ya bir mayına bastım ya da yediğim birkaç kurşun. Bileniniz var mı ben nasıl öldüm? Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığınızı gördüm. Müziğin sesini çok açtı diye komşusunu vuranlar. Gücü kadına yetenler. Cebindeki on lirası için adam vuranlar. Kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar. Bileniniz var mı ben, kimi korumak için öldüm? Eti az pişti diye garsona çıkışan adam; sen rahat uyu diye kurşunlar başımın üstünden geçerken ben dağda her bulduğumu kesip yedim. Arabasını solladılar diye levyesini kapıp arabadan inen adam, beni bir çöp bidonuna atıp giden anam; söylesene ben kimin için öldüm? Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeğini bölmek olduğunu öğrendik biz. Peki size neyi bölmeyi öğrettiler?
Sevgi, diğer insanların seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi sevebildiğimizde gerçekleşir.
"Çok konuşuyorum kendimle bugünlerde. Ne yapayım? Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum."
1000Kitap