Bu kitap için ne desem sade kalıyor açıkçası. Unutamayacağım kitaplar arasında ruhumda rafına yerleşti.
Kim olduğuna kendisinin karar verdiğine inandığım bu insanlardan da en çok Lee’yi sevdim. Belki dinginliğinden belki herkesin sığındığı bir liman oluşundan. Lee böyle olmayı seçtiğinden belki.
Kitaptaki karakterlerden bi kuple bahsedeyim. Kalanı okuyun bi zahmet.
Öncelikle Adam’ın yazgısı: Alice, Adam’ın üvey, Charles’ın ise öz annesidir. Alice, her iki çocuğun ihtiyaç duyduğu iyi nesneyi temsil eden anne yerine, sanki onlara bakmaya gelen bir bakıcı gibidir. İki çocuk arasında herhangi bir kayırma yapmadığı gibi ikisini de bakmakla yükümlü olduğu nesneler olarak görür.
Adam, Alice’in gülümsemesinin onda oluşturduğu hazza karşılık Alice’in elinin değdiği yerlere gizlice hediyeler bırakarak “şükran duygusunu” gösterir. Ama Alice hediyelerin Charlas'tan geldiğini düşünmektedir.
Charles’ın Adam’ı kıskandığının farkında olan baba Cyrus, Adam’ın hayattaki zorluklarla baş etmesi ve kendini koruması gerektiğini düşünerek onu askere gönderir. Cyrus, askerliği hayatta deneyimi olmayan, kavgadan ve şiddetten kaçan Adam için yeni nesne ilişkileri geliştirebileceği bir kurum olarak görür. Ona göre askerlik Adam’a nesne ilişkilerinde kişinin kendine güvenini sağlaması olarak nitelenen “kendilik değerlerini” kazandıracaktır.
Kitapta bu şekil çok sayıda karakter, derin işlenmiş olay örgüsü, size içine alıp sarıp sarmalayan bi hikaye yer almakta. Yukarıda azdan bahsettim, ama anlatılacak değil okunacak bi kitaptır kendisi. Bu incelemeyi de açıkçası kendime kadar kendim için yazdım. Saygılar,