Canilerin cesetleri kemiklerinden başka bir şey kalmayıncaya dek meydanda asılı kaldı; çünkü onların eti mundardır ve eğer toprağa gömülselerdi, toprak onları, hep birlikte ya da birbiri ardına kusana dek kasılıp dururdu.
Eğer karanlık sokakları arşınlayan perişan haldeki avare,onun o masum sözlerini ve yumuşak sevgi dolu mavi gözlerinden akıp kocasının öpüşleriyle silinen merhamet gözyaşlarını görseydi gece boyu ağlardı -ve dudaklarından bir kez daha şu sözler dökülürdü:
"Şu merhametli güzel yüreğini koru Tanrım!"
"Eğer bir kedinin süt içmeye heves etmesini istiyorsan ona makul bir uzaklıktan sütü göster." Eğer bir köpeğe makul bir uzaklıktan avını gösterirsen,bir gün tutup onu sana getirebilir."
Dokumacı, "Savaşta" diye karşılık verdi, "güçlüler güçsüzleri, barışta da zenginler fakirleri köleleştirir. Yaşamak için çalışmak zorundayız, fakat bize o kadar düşük yevmiye veriyorlar ki, resmen ölüme terk ediliyoruz. Biz onlar için bütün gün eziyet çekerken onlar kasalarına altın yığıyor, bu arada çocuklarımız vakitsizce çöküyor ve sevdiklerimizin yüzü katılaşıp canavarlaşıyor. Üzümleri biz eziyoruz, şarabı başkaları içiyor. Darıyı biz ektiğimiz halde tabaklarımız bomboş. Zincirlerimiz olduğu halde kimsenin gözü onları görmüyor, köle olduğumuz halde insanlar bizi hür sanıyor."