Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ve kitap bitti,
İncelemeyi yazıp mı intihar etsem yoksa yazmadan mı bilemedim.
Eğer bu incelemeyi okuyorsanız ilk ihtimal kazanmış demektir!
"Ölümle biten bir intihar yok.
Asıl intihar
Gün gün yaşamakta." (s. 288)
Öyle bir eser ki sayfa sayfa ölüyorsunuz. Yalnız başınıza, sevgisiz, bıkıp usanmış... Ölümü anlatan şairler var edebiyatımızda; Cahit Sıtkı Tarancı ve Ahmet Haşim'i bunların başına getirebiliriz. Ama onlarda bile yine bir iyimserlik görünür. "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder." der mesela Cahit Sıtkı. Yetmiş yıl ömür biçer kendisine. Ama Ahmet Erhan ölümle doğmuştur adeta:
"Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken." (s. 49)
Çağına, insanlara karamsar bir bakış açısıyla yaklaşır. "Beni kimseler sevmez." der bir şiirinde mesela.
Sahi, siz de sevilmemekten şikayetçi değil misiniz?
Kimi görsem yalnızlıktan, sevgisizlikten dem vuruyor. Hatta en çok beğendiğiniz dizeler yalnızlığın ve ölümün en derin olduğu dizeler. Bu nedenle okurken derinden yaralıyor. Yıpratıyor. Birçok kez eseri elinizden dahi bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Bu nedenledir "Ruh sağlığı bozuk olanlar okumasın," deyişim.
"Şaire ölmek yaraşır, filiz sürerken şiirleri." Bu şairler duygusal olarak dünyaya öylesine farklı bakıyorlar ki... Hiç kolay olmasa gerek işleri.
Geçenlerde Ali Lidar'ın bir söyleşi ve imza günü vardı. Arkalarda bekliyorum ama konuşmalara hakimim. Bir hanımefendi kendisine "İlk şiirleriniz çıktığında dostlarınızdan nasıl tepkiler aldınız," diye sordu. -Belki de buradadır kendisi- Şair hiç düşünmeden cevap verdi: "Dostum yok ki benim."
Yalnızlık, yorgunluk, çağdan usanmışlık böylesi dizelerin hamurunu yoğuruyor adeta.
"Kendi sularınca boğulan bir denizim ben
Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale." (s. 69)
Bu kitabı aldığınızda dış dünyayı unutun. Evet, hacimli bir eser
Ve kitap bitti,
İncelemeyi yazıp mı intihar etsem yoksa yazmadan mı bilemedim.
Eğer bu incelemeyi okuyorsanız ilk ihtimal kazanmış demektir!
"Ölümle biten bir intihar yok.
Asıl intihar
Gün gün yaşamakta." (s. 288)
Öyle bir eser ki sayfa sayfa ölüyorsunuz. Yalnız başınıza, sevgisiz, bıkıp usanmış... Ölümü anlatan şairler var edebiyatımızda; Cahit Sıtkı Tarancı ve Ahmet Haşim'i bunların başına getirebiliriz. Ama onlarda bile yine bir iyimserlik görünür. "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder." der mesela Cahit Sıtkı. Yetmiş yıl ömür biçer kendisine. Ama Ahmet Erhan ölümle doğmuştur adeta:
"Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken." (s. 49)
Çağına, insanlara karamsar bir bakış açısıyla yaklaşır. "Beni kimseler sevmez." der bir şiirinde mesela.
Sahi, siz de sevilmemekten şikayetçi değil misiniz?
Kimi görsem yalnızlıktan, sevgisizlikten dem vuruyor. Hatta en çok beğendiğiniz dizeler yalnızlığın ve ölümün en derin olduğu dizeler. Bu nedenle okurken derinden yaralıyor. Yıpratıyor. Birçok kez eseri elinizden dahi bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Bu nedenledir "Ruh sağlığı bozuk olanlar okumasın," deyişim.
"Şaire ölmek yaraşır, filiz sürerken şiirleri." Bu şairler duygusal olarak dünyaya öylesine farklı bakıyorlar ki... Hiç kolay olmasa gerek işleri.
Geçenlerde Ali Lidar'ın bir söyleşi ve imza günü vardı. Arkalarda bekliyorum ama konuşmalara hakimim. Bir hanımefendi kendisine "İlk şiirleriniz çıktığında dostlarınızdan nasıl tepkiler aldınız," diye sordu. -Belki de buradadır kendisi- Şair hiç düşünmeden cevap verdi: "Dostum yok ki benim."
Yalnızlık, yorgunluk, çağdan usanmışlık böylesi dizelerin hamurunu yoğuruyor adeta.
"Kendi sularınca boğulan bir denizim ben
Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale." (s. 69)
Bu kitabı aldığınızda dış dünyayı unutun. Evet, hacimli bir eser
Bir mezarın tarihi seyri nasıl olur bilir misiniz?
Her şey bir ölümle başlar!
Kiminin fiyakalı bir mezar taşı olur kiminin daha sade.
Zaman geçer, ilk günlerde kalabalık olan mezar yalnızlaşmaya başlar. Üzerinde otlar biter. Daha da zaman geçer ve yazıları dahi silinmeye yüz tutar. Taze ölülerin başı kalabalıkken onun gelen gideni olmaz. Diğer mezarlara gelenler burada yatan kim acaba diye bakarlar. Birkaç kuşak geçer ve tamamen yalnızsındır!
İnsanoğlu!
Eninde sonunda yalnızsın!
Bugün değilsen yarın yalnızsın!
Sahipsiz bir mezar kadar yalnızsın!
Burada Gömülüdür 2. Cilt
İlk cildi okurken oraya gömülmüştüm!
Nereden okudum ikinci cildi, ölüm deyip gitmiştik ne güzel, bir de yalnızlık çıktı başımıza!
Evet yalnızlık.
Hayatın olduğu gibi bu kitabın da ana teması.
Okudukça perçinleşiyor yalnızlığınız.
Üstüne bir de 21. yüzyıl eklenince dünyanın en kalabalık insanı bile olsanız yalnızlık burnunuzun direğini sızlatıyor!
"İnsanın kendi kendisiyle başbaşa olması, her zaman yalnızlık değil. Yalnızlığın korkunçluğu, başkalarının varlığını hissetmekte yatıyor." (s. 540)
Eğer okuduğu kitabı yaşayan biriyseniz öyle kolay değil bu kitabı okumak!
Her insana okuduğu kitaplar bir şeyler katarken bu kitap birçok konuyu yüzünüze çarpmakla yükümlü!
Hayattayım deme, sen aslında bir ölüsün!
Sevenlerim var deme, sen aslında yalnızsın!
Üstüne bunlar yetmezmiş gibi bir de "mekanınız hayat olsun!" diyerek dünyanın bütün yorgunluğunu yüklemişler sırtına.
Bölüm geçişlerine bayıldım!
Güzel yazar ve şairler eşlik etmiş esere.
Ama onlar da yaranıza tuz basıyor okurken.
Bu yeri geliyor Sadık Hidayet oluyor, yeri geliyor, "ölmeyecek kadar yaralıyım" diyen #y:557.
Evet öldürmüyor ama ölmeyecek kadar yaralıyor! Ne güzel bir duygu bir şairin kitabında daha önce severek okuduğun diğer yazar ve şairler ile karşılaşmak. Çok
Bir yandan insan kafası uzaya insan gönderirken, yığınlarca insanın okuyup yazması olmaması, dünyadan habersiz, ilkel insan hayatını yaşaması, ne korkunç.