Her insan bir tomurcuktur bir tohumdur en başta. Zamanla toprağa düşer, büyür, gelişir. Bir ağaç olur, bir gül bir çiçek gövdesi olur. Elbet en güzel halini alabilmesi için bir gülün açması, bir ağacın ballı meyvelerini sunması gerekir. Bunlar içinde gövdesine bir özsuyun akması. Bu özsu insan için sevmek, sevilmektir. Bir insan sevmiyorsa, sevilmiyorsa; açmayan bir gülden meyve vermeyen ağaçtan ne farkı kalır. Salt dikenli bir gül ve kuru bir gövde. Hele bir yüreğine o özsu aksın, sevmenin sevilmenin tadına varsın; görün bak nasılda mis kokulu güller açıyor dokunmaya bile kıyamadığınız nasıl da sunuyor size en ballı en güzel meyvelerini. Dünyanın en mutlu insanı olursunuz bunları gördüğünüz de, ne de güzel şeyler varmış dersiniz yeryüzünde. Sevdiğiniz insanın güllerine eğilip kokladığınızda ballı meyvelerini ağzınıza attığınızda, sizin de içinizde bir sevgi peyda olur. Unutursunuz her şeyi. Yaşamak dersiniz ne güzel şey, bu dünya ne güzel yer. Ben bu zamana kadar boşuna yaşamışım, bu güller olmadan bu meyveleri tatmadan. Yüreğiniz ferahlar, haykırasınız gelir dağlara, bir kuş olup uçasınız, olduğunuz yerde durup dururken kalkıp raks edesiniz. Bundan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..
Her insan farklı bir çiçektir farklı bir meyve ağacıdır. Bazısı güldür, güller bile farklı farklıdır kendi içinde; kırmızısı, mavisi, beyazı, pembesi, kadifesi. Bazısı papatyadır, bazısı menekşedir, bazısı kardelen, bazısı mimoza. Her biri farklı bir güzellikte, en güzel halinde en güzel kokularını etrafını yaymak isteyen. Bazı insanlarda ağaçtır mesela. En ballı meyvelerini çevresine sunmak isteyen, gölgesinde herkes ferahlasın isteyen, baharda en güzel çiçeklere bürünmek isteyen. Çiçek insanlarda ağaç olur zaman geçtikçe. Bazısı erken olur bazısı geç olur ama elbet