"Kader kabullenenleri yönlendirir, direnenleri sürükler." (Seneca s.15)
Keskin kalemiyle aklı ve sorgulamayı merkeze alan bir üslup benimsiyor Voltaire yer yer alaycı ve ironik bir dil kullanarak düşünceyi kışkırtıyor. Bu kitapta da kesin yargılar vermekten çok sorular sorarak okuru düşünmeye zorluyor ve felsefeyi sade bir anlatımla herkesin anlayabileceği bir noktaya indiriyor.
Cahil Filozof ismiyle aslında bir çelişki gibi görünürken kitabın temel yaklaşımını anlatıyor. Yazar, insanın bildiklerinin sınırlı olduğunu kabul etmesiyle gerçek bilgeliğe yaklaştığını vurguluyor. “Bilmediğini bilmek” fikri üzerinden ilerleyerek, filozofun kibirli değil, aksine şüphe eden ve arayan biri olması gerektiğini gösteriyor. İnsanın doğadaki yerini, bilgiye ulaşma çabasını ve aklın sınırlarını sorguluyor. İnsan kendini anlamaya çalışırken, aslında ne kadar güçsüz ve sınırlı olduğunu fark ediyor .
Hayvanlar, düşünce, ruh ve bilgi gibi kavramlar üzerinden ilerleyen metin, kesin cevaplar vermek yerine sürekli bir arayış halinde kalıyor. Bu yönüyle kitap bir hikâye anlatmaktan çok, düşünce yolculuğu sunuyor.
Kitap, insanın mutlak bilgiye ulaşamayacağını ve bu yüzden alçakgönüllü olması gerektiğini anlatıyor. Tecrübe olmadan hiçbir şeyin tam olarak bilinemeyeceğini vurgularken, hem maddenin hem de ruhun özünün aslında kavranamaz olduğunu söylüyor .
Okurunu kitabı bitirdiğinde cevaplardan çok sorularla baş başa bırakıyor ama bu sorular onu düşünmeye devam ettiriyor.
Herkese keyifli okumalar
18. yüzyıl Aydınlanma döneminin en keskin kalemlerinden biri olan Voltaire aklı sorgulamayı ve eleştiriyi merkeze alan eserler yazıyor. Üslubu sade ama iğneleyici ilerliyor. Candide merkezindeki düşünceyi doğrudan yansıtıyor. İyimserlik saf bir umut halinden çok her şeyin en iyi şekilde olduğuna körü körüne inanmayı temsil ediyor. Candide’in yaşadıkları bu düşüncenin ne kadar gerçekçi olduğunu sürekli sorgulatıyor.
Candide, sakin bir hayat sürerken bir anda kendini dünyanın sert gerçekleri içinde buluyor ve ardı ardına gelen olaylarla savruluyor. Savaşlar, felaketler ve karşılaşmalar arasında yol alırken hem insanları hem de hayatı tanımaya başlıyor. Dünyayı açıklayan büyük teorilerin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. İnsan ne kadar düşünürse düşünsün, hayatın gerçekliği çoğu zaman bu düşüncelerin dışında kalıyor. Voltaire kör iyimserlik yerine gerçeklerle yüzleşen ve kendi emeğiyle var olan bir yaşamı öne çıkarıyor.
Candide’nin yaşadıklarıyla Voltaire hayatı anlamlandırmanın en gerçek yolunun kendi küçük dünyasında üretmek ve yaşamı orada kurmak olduğunu gösteriyor.
Herkese keyifli okumalar