Akhilleus'un Şarkısı'nı okumuştum, Kızların Suskunluğu da hemen hemen aynı dönemi konu alıyor.
Yazarları farklı olduğu için kitaplardaki anlatım da çok farklı. Akhilleus'un Şarkısı daha çok aşka odaklanır, bu durumu efsaneleştirirken Kızların Suskunluğu kölelerin durumuna odaklanıp bu durumun içler acısı tarafını ele alıyor. Bu yüzden bir tık boğucu bir kitap diyebilirim.
Akhilleus ve Patroklos ilişkisini üçüncü kişi gözünden, olaylara birebir şahit olan bir karakterin gözünden görüyoruz. Uzun bir süre de Briseis'in bakış açısıyla ilerliyor kitap, sonrasındaysa bazen Akhilleus'un bakış açısından da görüyoruz olayları.
-Spoiler olabilir-
Kitapta sevmediğim şey, sevmemek de değil biraz yarım kaldığını hissetmeme sebep olan şey, savaş bitiminde Briseis'in kamptan ayrılmasıyla kitabın bitmesi. Sonrasında Briseis'e ve çocuğuna ne olduğunu bilmiyoruz. Az çok değiniliyor ama yine de belli bir şey yok. Yine de efsaneye farklı bir soluk getirmiş, o yüzden yeri bambaşka.