Biliyor musun? Sen bir dahi olarak gelmiştin dünyaya.Tüm dahiler gibi sana göre de imkansız hiçbir şey yoktu,ta ki o güne kadar...Babanla,parkta kumdan kale yapıyordunuz.O esnada bir uçak geçiyordu parkın üzerinden.Sen uçağı göstererek "Baba onu bana al!" demiştin.5 yaşındaydın.Baban gülmüştü."Gel yavrum sana gofret alayım!" demişti.Sen "Hayır,Ben uçak istiyorum!" diye diretmiştin.Çok direttiğin için baban sana oyuncak bir uçak almıştı.Halbuki sen o gün oyuncak uçağı kastetmemiştin.Sana göre o uçan şey birilerinin babasına aitti ve onu senin baban da alabilirdi.Senin için imkansız olan hiçbir şey yoktu;ama baban için bu imkansızdı.Çünkü yıllar önce o da babasıyla parka gittiğinde babası ona uçak yerine şekerleme ısmarlamıştı.İşte böyle dostum henüz 5 yaşındaydın,sana imkansızı öğrettiklerinde.
Sadece Aptallar 8 Saat Uyur, Erdal Demirkıran
"Okuyarak da gezmek mümkün, her kitabı başlı başına bir serüven addederek. Bir başka yüzyıla, bir başka mekana, bir başka hayata uzanan bir yolculuk. Aynanın bir de öbür tarafı var; çünkü dünyayı da okumak mümkün; her insanı, her hayatı bir kitap belleyerek Okumak ve seyahat etmek aslına o kadar iç içe ki...
Nasılsın?” sorusuna “Nasıl olsun yaaaaa? Zaman öldürüyoruz işte!” diyerek işlediği cinayeti itiraf etmek erdemdir bizde. “Boş zaman” diye bir kavram var mesela; soruyor adam: Boş zamanlarında ne iş yapıyorsun?.. Diğeri de cevap veriyor: Genelde kitap okurum… İşte bu yüzden de okuduğu kitap boşa gidiyor. Oysa aşan insanlar “kitap okuma saati” diyorlar buna.
Bir Türk Dünyaya Bedel İki Türk Lak Lak Eder, Erdal Demirkıran