İkimiz de bu dünyanın insanı değildik.
İyi kötü bir şeyler yapmaya çalıştık.
Ben suçluyum sevgi'den farklı olduğumuzu gizledim.
Gene de bizi yargılayanlara karşıyım.
Ne yazık, sonunda haklı çıktılar.
Onlara göstermeliydim.
Fakat anlatmasi çok zor.
Benim becerebileceğim bir iş değil.
Neler söyleyeceklerini duyar gibi oluyorum; duymak istemiyorum.
Bir fırsat daha kaçırdık.
Sevgi, kendisini ve olanları hiç anlayamacak.
Ben bir şeyler yapabilseydim.
Başım ağrıyor, yorgunum.
Boşu boşuna denecek, boşu boşuna.
İşte buna dayanamıyorum.
Herkes birilerini seviyormuş meğerse.
Onlar söylenmemiş cümleler söylüyormuş sevdiklerine.
Ben sana şiirler yazdım.
Onlar dillenmiş şarkılar gönderiyormuş sevdiklerine.
Ben sana şarkılar mırıldandım.
Onlar aldanmamış hislerini hissetiriyormuş sevdiklerine.
Ben sana aldandım.
Onlar bölüşemezmiş bir ekmeği sevdiğiyle, oysa ben bir yaşamın ortasında hep sana inandım.
Bölüşen bir ekmekte, içilen iki tabak çorbada, oturulan iki sandalyeli masalarda, dar yollarda, otobüs duraklarında, metro istasyonlarinda, yıkılmış çarpık kent sokaklarında, virajlı yollarda, deniz kenarlarında. Ben, bir sana inandım.
"Bir kişiyi sevmek ona sahip olmaktan meydana gelmez, tam tersine, onun nefes almasına izin vermekten meydana gelir. Sevmek, başkasını boyunduruk altına almak, kendine tabi kılmak değildir, tam aksine onun özerkliğini istemektir...
Hakiki aşk, tutsak etmez, serbest kılar. Bunaltmaz, daha iyi nefes almayı öğretir. İnsan bilir ki aşık olduğu kişi ona ait değil, ona kendini özgür bir şekilde veriyor."