“Bir balığa yürüyemezsin demişler. O da, yürüyemiyorsam uçarım, demiş. Sen de öyle düşündün sanırım,” dedi. “Yürüyemiyorum, o zaman uçmalıyım.”
Birden, yaptığım çocukça şeyden öyle büyük utanç duydum ki, yüzümü hemen önümde duran göğsüne bastırdım. “Çok... acınası bir kızım, değil mi?” Beni hafifçe ittirip uçurumdan uzaklaştırdı. Ama bunu yaparken başımın göğsünden ayrılmaması için eliyle destek oldu. “Gerçekten... Dünyadaki en acınası insanım.”
“İnsan olmayı reddedersen, böyle dertlerin olmaz. Utanmak, kendini aciz hissetmek, yok oluşuna veya var oluşuna fazla anlam yüklemek...” Göğsündeki başımı kaldırdığım an, çenemden tutup yüzümü yüzüyle aynı hizaya getirdi. “Sana dedim. Balık ol ve hayatın tadını çıkar. Eğer sıkılırsan yine, dün söylediğimi yap ve öl. Ama böyle değil... Tamam mı?”
“Tamam... Bir balık olup senin yanına gelsem? Birkaç günlüğüne?”
Gülüp, “Benim balıklarım hep üç günde ölüyor,” dedi.