Zaten insanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir?Herkes öleceği günü saati bilseydi , geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize .Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık ?Açıkça yanıt vermek bile insanı ürkütüyor , değil mi ?Hele genç ölümler için.altı saat on dakika ,dört saat yirmi üç dakika, bir saat elli bir dakika , şimdi otuz sekiz dakika diye kalan saatlerini , dakikalarını sayarak bir idam mahkûmu gibi son anı beklerdi.
Haddini bilmeyip de ay tanrıçasına âşık olan çobana verilen cezayı biliyor musunuz?
"Hayır ,duymadım" cevabını verdi.Tam da öyle tahmin etmiştim .
"Tanrıların çobana verdiği ceza kaderini bilmekti" dedim ."Gelecekte neler yaşanacağını, yarın ne olacağını bilmek! bundan daha korkunç bir ceza yoktur dünyada .Ölümden beter bir ceza vermek istedikleri için, tanrılar böyle bir şey düşünmüşler. İnsan soyu zayıf , kırılgan , ölümlü , her türlü hastalığa , kazaya , acıya açık ama kendini avutarak yaşıyor, bunları unutuyor .İşte anahtar kelime bu ;hayatın özü , büyük sırrı ;olmazsa olmazı ; Unutmak .Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.