Sonunda kendimi aramadan kendimi her şeyde istediğimi gördüm. O yüzden artık kendimi kendi dışımda değil, içimde aramak istedim. Sonra da kendimi kavramak istedim ve sonra da ne istediğimi bilmeden devam etmek istedim ve böylece gizeme düştüm.
O halde artık hiçbir şey istememeli miydim? Bu savaşı siz istediniz. Bu iyi. İstemeseydiniz savaşın kötülüğü küçük olacaktı.
Oysa isteğinizle kötülüğü büyüttünüz. Bu savaştan en büyük kötülüğü çıkarmayı başaramazsanız şiddet eylemini ve dışınızda olanla savaşmanın üstesinden gelmeyi hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz, Öyleyse bu en büyük kötülüğü bütün kalbinizle istemeniz iyi.
Şu tuhaf körlüğe şaşıyordu ki, insanlar kendilerinde değişeni çok iyi bilmelerine karşın, dostlarına, ilk ve son olarak, kendi oluşturdukları bir imgeyi yakıştırıyorlar.
İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak istedim. Sözle anlatılmayacak kadar normal bir hale gelmek istedim, şimdi de sersemlemiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum.
O zaman tin bana gülünç gelen sözler söyledi ve şöyle dedi: "Otur ve sakinleş."
Oysa ben kızgınlıkla bağırdım: "Ne korkunç, anlamsız geliyor kulağa, benden bunu mu istiyorsun? Bizim için anlamı en büyük olan tanrıları devirdin sen. Ruhum, neredesin? Kendimi aptal bir hayvanın ellerine mi bıraktım, bir sarhoş gibi bocalaya bocalaya mezara mı gidiyorum , bir deli gibi budalalıklar mı geveliyorum? Senin yolun bu mu, ruhum? İçimdeki kan kaynıyor ve seni elime geçirebilsem boğazlardım. En kalın karanlıkları dokuyorsun sen ve ben ağına yakalanmış bir
çılgın gibiyim. Yine de hasretle yanıp tutuşuyorum, öğret bana.”
Ruhumsa bana konuştu ve şöyle dedi: “Benim yolum ışıktır.”
Yine de içerleyerek yanıtladım: “Biz insanların en berbat karanlık dediğimiz şeye sen ışık mı diyorsun? Güne gece mi diyorsun?"