*Kadınların yüzlerine değil gözlerine bak. Ama gözlerinin rengine değil, anlamına.*
Budala* Dostoyevski den okudum dördüncü eser.
Bu eserle ilgili neler söyleyebilirim* çok düşündüm.
Kitabımızın kahramanı Budala* Lev Nikolayeviç Mışkin*
Nasıl bir Bulada Mıskin?
Anahtar kelimeler ile ifade etmek gerekirse deneyimsiz,
olağanüstü saflık ve dürüstlük, şaşılası derecede iyi niyet, ölçü kavramından yoksunluk..
Bedeni adam, ruhu çocuk..
..en şiddetli sevinç anlarında bile nedenini bilmeden hüzne kapılıverir..
..kötülük nedir bilmediğinden insanları iyi ya da kötü diye yargılayamaz..
Duyarlı bir insanda olması gereken bu özellikler sadece Mışkin i değil herkese Budala* demeye yeter de artar bile..
Mışkin karakteri ve onun etrafını saran sıradan insanlar..
Kimi sarhoşlar, kimi dalavereci , kimi soytarı derecesinde yüzsüz, kimi ikiyüzlü, sahtekâr ..
Ve soylular, sosyeteye mensup insanlar..
Kısaca soylular ve düşkünler arasındaki münasebetler romanını dokusunu oluşturmaktadır.
Romanın oluşumu: (Alıntıdır)
Dostoyevski’nin yurtdışında geçirdiği 1865 ve 1871 yılları arası, yaşamının en zor ama aynı zamanda da en verimli dönemlerinden biriydi. Maddi zorluklar, kumar sorunları, evine duyduğu özlem ve o dönemin yüceltilen Avrupa kültürünü bizzat yaşaması Dostoyevski’nin yeni bir konuda, vatanı Rusya’nın değerinin büyüklüğü konusunda ikna olmasına neden oldu.
Rusya için umut başka bir yerde değil, kendi içinde; uzun süren zulmündeki saflıkta, alçak gönüllüğünde ve derin dinî köklerindeydi. Bunun ifade edilmesi gerekiyordu ve yeni romanı, Budala’nın kahramanının duygusal patlamaları bunların kâğıda döküldüğü yer oldu.
Ancak ifade etmek istediği bu kaybolan değere ek olarak, birkaç farklı, beklenmedik karşılaşma, bu fikirlerin aktarılacağı öyküsel kurguyu oluşturmasını
Kimsin sen? Nesin sen? Nereye aitsin??
Belki de hepimizin ara ara aklına gelen bu soruları Martin kitap boyunca kendine sormadan edemiyor..
---spoiler içerebilir---
Martin ailesi ve çevresi ile bulunduğu kentin işçi sınıfına ait bir insandır.. çocukluğundan itibaren çalışmak ve hayatını kazanmak zorundadır.. işçi sınıfının içinde iken de her zaman okumayı ve öğrenmeyi tutkuyla seven Martin, gerek davranışları gerekse doğal yapısı nedeniyle bulunduğu çevrede ilgi gören kendisini olduğu gibi seven insanların arasında genç bir kabadayidir.. çalışmak zorunda kalan Martin, bir çok farklı ise girip çıkmış, denizlerde dünyayı gezmiş, altın aramış, çoğu insandan daha dolu yaşamıştır..
Ama bilgiye olan açlığı geçmemiştir..
Tesadüf - muhtemel kader - eseri soylu bı aileye davet edilen Martin, biricik naif kızımıza aşık olmuş , o soylular arasında olmaktan keyif almış onlara özenmiş ve onlardan biri olmak istemiştir..
Böylece kahramanımızın içinde yazma tutkusu başlar.. okudukça yazar, yazdıkça okur.. hayatını yazarak kazanmak isteyen Martin, hem sevgilisi hem ailesi tarafından farklı yonlerde para kazanması gerektiği şeklinde ikazlar alır..
Kimsenin ona güvenmediği bu dünyada bir dost cikagelip dünyanın sahteliklerini gosterir Martin e ve kahramanımız bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olamaz..
Burjuva'nin sözde iyimserliğinin arkasındaki sahtelik Martin'de nefret uyandırır ve bir daha yazmaz.. tam da bu anda kaderin cilvesi Martin'e güler ve hayatı yazdiklariyla bambaşka olur.. kendisine inanmayan bütün çevresi artık iyi ki yazdın der..
Okuyun ve okutun
Kendimi bir karaktere hiç bu kadar yakın hissetmemiştim..
Sonuna kizmasam 10 derdim sonuna kızdım 9-9.5 dedim..
Sevmek, insanoğlunu sevmek istiyorum. Ama engel oluyorlar, vermiyorlar bana! Verin, bana bir insan verin de seveyim onu... Nerede o insan? Nereye saklandı? Diogenes'in feneriyle aradığı gibi, ben de hayatım boyunca onu arıyor, bulamıyor, bulamayınca da kimseyi sevemiyorum. Yazıklar olsun beni insan düşmanı yapana!..
"Zeki insanlar hep dertlidir.
Zekâ iyi bir şey değil beyin sürekli analiz halinde, biri sana bir hareket, yaptığında ne amaçla yaptığını şak diye anlayıp kendine mis gibi dert ediniyorsun, ama aptallara bak dünyadan haberi yok, bu hayat, aptallara güzel zekilere zindan."
Sus,kuzum.Bu kelimeyi sevmiyorum. Alakalarimizin yüz bin şekline isim bulamıyoruz ve "sevmek" deyip çıkıyoruz. Onun için ne kadar suistimale uğruyor bu kelime.