İbni Teymiyye (1147-1224); İlminin çoğunu uykudan ayırdığı zamanlarda kazanmıştı. Kitap okumaya başlayacağı zaman, beline kadar uzanan saçlarını bir çiviye asar, böylece kitap okumaya başlardı. Uykusu gelip başı önüne düştüğünde saçları çiviye bağlı olduğundan can acısı ile uyanır, okumaya kaldığı yerden devam ederdi.
"İffetliliği vaaz etmek, doğaya aykırılığa açık bir kışkırtmadır. Cinsel hayatın her aşağılanışı, "kirli" kavramıyla her kirletişi, bizzat yaşamaya yönelik bir suçtur - yaşamın kutsal tinine karşı işlenmiş asıl günahtır."
Bahsi geçen iffetliliği vaaz vermek direkt olarak üremeye çirkin kisvesi geçirmiyor. Şehvet ve beşer hissiyatların kirli ve hayvana özgü olduğunu iddia ediyor. İnsan ve hayvanı evrim dışında ayırt etmek isteseydik en belirgin özelliği, hormon kontrolü olurdu. Nietzsche yaşadığı toplumda hep aynı baskılamaya ve ahlak bekçiliği gördüğü için aykırı kişiliği onu bu cümleleri yazmaya itmiş olmalı diye düşünüyorum.
İnsan düşünce üretmeyi öğrenmeden önce, düşünce kendisine gelmişti. İnsanoğlu düşünmedi ama akıl işlevinin farkına vardı. Dogma rüya gibidir, nesnel psikenin, bilinçdışının ihtiyari ve özerk faaliyetini yansıtır. Bilinçdışının bu şekilde ifade edilmesi, doğrudan deneyime karşı bilimsel bir teoriden daha etkin bir savunma aracıdır. Teori, deneyimin duygusal değerlerini gözardı etmek durumundadır. Dogma ise, aksine, bu açıdan son derece açıklayıcıdır. Bir bilimsel teorinin yerini hemen bir yenisi alır. Dogma ise asırlarca devam eder. Acı çeken tanrı-insan dogması en azından beşbin yıllıktır, teslis ise herhalde daha da eskidir.