Kötü bir televizyon programı seyretmek, o televizyon programına dönüşmek demek. Ne hissediyorsak, neyin ayırdına varıyorsak biz oyuz. Eğer öfkeliysek, öfke biziz demektir. Aşıksak, aşk biziz. Karla kaplı bir dağın zirvesine bakıyorsak, o dağ biziz. Ne istiyorsak o olabiliriz. O halde niye pencerelerimizi, kolay para peşindeki yapımcıların sansasyonel televizyon programlarına, kalplerimizi sıkıştırıp, yumruklarımızı sıktıran ve bizi bitap düşüren kötü programlara açıyoruz? Bu tür televizyon programlarının yapılmasına ve çok genç yaştakiler tarafından bile izlenmesine kim izin veriyor? Elbette biz! Fazla kolaycıyız, ekranda ne olursa onu izlemeye hazırız, kendi hayatımızı tasarlayamayacak kadar aciz, aşırı yalnız, tembel ya da bıkkın haldeyiz. Televizyonu açıp öylece bırakıyoruz, başkalarının bizi yönlendirmesine, şekillendirmesine ve tahrip etmesine izin veriyoruz. Kendimizi bu şekilde kaybetmek, sorumsuzca davranma olasılığı olan ötekilerin ellerine kendi kaderimizi teslim etmektir. Hangi programların sinir sistemimize, zihnimize ve kalbimize zarar verdiğinin ve hangi programların bize yararlı olduğunun ayrımına varmalıyız.